İş hukuku davalarında avukat arıyorsanız. İş mahkemesi davalarınızda hızlı çözümler için hemen bizi arayın İş Hukuku Avukatı olarak davanızı çözelim.

İş hukuku avukatı, çalışma dünyasında, işçi ve işveren arasındaki bütün ilişkileri yasal olarak takip etmekle görevlendirilen avukattır. İş hukuku avukatları hem işveren hem de işçilerin haklarının korunması için çalışabilir. Fakat aynı iş yeri ile ilgili hem işveren hem de işçi avukatı görevini tek bir avukat üstlenemez.

İş hukuku avukatı, çalışma alanlarına baktığımızda; Yasalarca belirlenmiş olan çerçevede işçi ve işveren taraflarının birbirine olan görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği durumlarda haksızlığa uğrayan tarafı savunmakla yükümlü olduğunu görmekteyiz. İş kanunları ile kuralları belirlenen çalışma alanında yaşanan aksaklıklarda işleyişin adil bir şekilde sürmesi için hukuki destek hem işçi hem de işveren tarafına lazım olabilmektedir. İhtilaflara düşen tarafların anlaşmazlıkları yasalar çerçevesinde çözebilmesi ve bu anlaşmazlıkların minimuma indirilmesi, İş hukuku yasalarının tam ve eksiksiz uygulanması ile sağlanabilir.

İş Hukuku Avukatı Nedir?

Uzmanlığını iş hukuku alanında gerçekleştirmiş olan, işçi haklarını koruma konusunda bilgilerini tecrübelerle geliştirmiş avukatlara işçi avukatları denir. Hukuki koşulların devreye girmesine neden olan işverenin üzerine düşen hükümleri yerine getirmediği durumlarda işçi avukatı devreye girerek hukukun işlemesi ve işçinin savunulmasını sağlar.

Maddi çıkarlar uğruna süren yaşam döngüsü içinde ekonomik sebepler üzerinde bir anlaşmazlık oluştuğunda çözüm çokta kolay olmayabilir. Genel olarak ekonomik durumu daha kısıtlı olan işçilerin bu nokta da adil yargılanması ve savunulması için en az işveren ile eşit şartlarda bilgi, birikim ve tecrübeye sahip savunucuları hak koruyucuları olmalıdır.

Bazı durumlarda işverenlerin işçi haklarını görmezden geldiği bilinçli bir şekilde hakların gasp edildiği bilinmektedir. Bu tür işverenler bu eylemleri bilinçli yapar. Bazı durumlarda ise bilinçsizce işçinin haklarını ödemeyen işverenlerde eylemleri bilgisizlikten yapmaktadır. Bu nokta da iş hukuku ve işçi avukatları, taraflara yasaları ve yasaların hükümlerini uygulatma konusunda bir bakıma motive eder bilgilendirir.

İşçi haklarının korunması devlet otoritesi ile korunmaktadır. Ne yazık ki pek çok işçi sahip olduğu haklardan bihaberdir. Bu durumda da farkında olmadan hayatları ile ilgili ciddi kayıpları fark etmeden yaşamaktadır. Söz konusu hakların korunması ve eksiksiz işçiye iadesi için işçi avukatı olmazsa olmazlardandır.

İşçi Hukuku Avukatı İşçi ve İşverene Nasıl Fayda Sağlar?

İş hukuku avukatı, İşçi ve işveren arasında yaşanan anlaşmazlıkların genel olarak sebepleri, işverenin bir takım ücretleri ve tazminat taleplerini yerine getirmemesinden kaynaklanan mağduriyetleri gidermek için hizmet sunar. En doğal hakkı olan emeği ve iş gücünün karşılığı olan alacaklarını talep eden işçi yasal haklarını kullanmak zorundadır.

İşten çıkarılan işçinin söz konusu haklarını alabilmesi için bir takım hukuki gerçeklerle yüzleşmesi gerekmektedir. Öncelikli olarak işverenin haksız fesih yaptığını ya da mesai yaptırdığı halde mesai ücretini ödemediğini kanıtlaması gerekir. Tazminat gerektirecek konular iş kanunlarında açıkça belirlenmiştir. Bu kanunlara bağlı olarak işverenin haklı ya da haksız olduğunun kararını mahkemeler verebilir. Öncesinde işçinin işçi avukatı ile görüşüp konuyu tüm netliği ile anlatması gerekmektedir. Eğer işçi davasında haklıysa ve tazminatı almayı hak ediyorsa, iş avukatı bu nokta da olaya müdahil olur ve işçinin haklarının alınması için savunmayı üstlenir.

İş mahkemeleri, davalarda sunulan beyanlara ek olarak sunulan delil ve şahitlerin durumuna göre karar almaktadır. Bu nedenle uzman bir işçi avukatının sunacağı delillerin mahkemede taşıyacağı önem paha biçilmezdir. Bu nedenle hangi verinin delil olabileceğini ve taşıyacağı önemi işçi avukatları planlamalıdır. Genel olarak davalar başlamadan önce anlaşmazlığın çözülmesi için işçi ve işveren avukatı görüşme yapar. Bu nokta da işçi eğer görüşmeyi yalnız gerçekleştirirse büyük ihtimalle bilmediği hakları ile kayıp yaşayacaktır. Bu nokta da işçi avukatı ile görüşmeyi yapan işçi görüşmede mahkeme açılmadan dahi haklarını eksiksiz alabilir.

 iş hukuku avukatı

İşçi Avukatının Görev Aldığı Davalar

İş Hukuku avukatları, sadece işin yapılışı ve bu yapılışa bağlı olarak oluşan uyuşmazlıkta görev üstlenir. Örneğin işveren ve işçi arasında bir kavga oluşmuşsa bu nokta da tarafların yaşadığı anlaşmazlık iş hukukunun ötesine taşınmıştır. İşçi avukatlarının görev ve sorumluluklarını şu şekilde sıralayabiliriz.

  • Kıdem ve ihbar tazminat davası
  • İş kasası tazminat davası
  • Meslek hastalığı tazminat davaları
  • İşe iade davası
  • Sigortasız çalıştırılan işçi davası
  • İş sözleşmesine aykırılık davası
  • Maaş ve ücret alacağı davası
  • Kullandırılmayan yıllık izin ücreti alacak davası
  • Ödenmeyen mesai ücreti alacak davası
  • Resmi tatil ve haftalık izin ücreti davası
  • Mobbing davası

Kıdem Ve İhbar Tazminat Davası

Kıdem tazminatı, işverenin işçisine ödediği tazminat türlerinden bir tanesidir. Gerekli koşulların oluşması halinde işveren işçisine çalıştığı dönem boyunca edindiği kıdemin karşılığına gelen tazminatı ödemek zorundadır.

İşçi iş yeri için çalışır ve çabalar. İşin büyütülmesinde katkısı olduğu için kıdem kazanır ve bu aynı zamanda kıdem tazminatı alma hakkını doğurur. Bu hak ise her işçide bulunmaz. Bunun için gerekli olan üç şart vardır. Bunları şu şekilde maddeleyebiliriz.

  • 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde işçi statüsünde bulunmak gerekir.
  • En az bir yıl çalışma şartı da bu maddeler içinde bulunmaktadır.
  • Son olarak haklı fesih şartı da yine bu hakların elde edilmesi için gerekmektedir.

Bu şartlar oluştuğunda işçi eğer haklarından mahrum bırakılıyor ve zarara uğratılıyorsa kıdem tazminatı davası açma hakkını elde eder.

İş Kazası Tazminat Davası

İş kazası tazminat davası da yine adliye salonlarının çokça karşılaştığı davalardan bir tanesidir. Bu tür davalar yine işçi ile işveren arasında geçmektedir. İşverenin yerine çalışan işçi her hangi bir nedenle işe bağlı olarak yaralanırsa veya hayatını kaybederse, kendisine veya yakınlarına iş kazasına bağlı tazminat davası açma hakkı doğar.

Tabi bu davanın açılabilmesi için bazı şartlarda vardır. Bunları şu şekilde maddelemek mümkün.

  • İşçi işverene ait çalışma mekanında fiziki veya ruhsal bir zararla karşılaşmışsa dava açma hakkı kendisinde doğar. Ve unutmadan ekleyelim bu haklar 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 13. Maddesinde yazmaktadır.
  • İşçi işveren tarafından çalışma alanı dışında bir yere gönderilmişse ve bu süre zarfında işçi bir zarara uğramışsa yine dava açma hakkı kendisinde doğar.
  • Bir diğer düzenlemede emziren kadın işçiler ile alakalı. Eğer kadın işçi çocuğunu emzirdiği sırada her hangi bir şekilde zarar görürse dava açma hakkına sahip olacaktır.
  • İşverenin sağladığı her hangi bir taşıtla işe geliş gidiş sırasında yapılan kazalarda yine işçinin tazminat davası açma hakkını doğuracaktır.

kıdem tazminatı

Meslek Hastalığı Tazminat Davaları

Öncelikle tazminat bölümüne geçmeden önce meslek hastalığı kısmında durmamız daha doğru olacaktır. Meslek hastalığı, çalışanın iş koşulları veya işe bağlı diğer nedenler sebebiyle geçici veya sürekli olarak yaşadığı ruhsal, bedensel sorunlardır.

Gündelik çalışma hayatımızda çok fazla karşımıza çıkan meslek hastalığı işçinin bir işte çok fazla zaman harcaması, işin koşullarının sağlık şartlarına uygun olmaması veya zorlaması gibi etkenlerden meydana gelebilir. İşçi yaptığı mesleğin sonucu olarak geçici veya sürekli olarak hastalanabilir ve bu süreç sonunda maddi manevi tazminat davası açabilir.

Meslek hastalığı nedeniyle açılan tazminat davası ise bu şartlar altında olan çalışan ve işçinin maddi manevi kayıplarını tazmin edebilmek için açabileceği dava türüdür.

İşe İade Davası

İşe iade davası, belirli statülerdeki iş alanlarında çalışan işçilerin neden belirtilmeden veya haksız bir nedenle işten çıkarılması durumunda işverene açabileceği davadır.

Bu tür davalarda asıl odak noktası davanın açılmasından ziyade davanın kazanılmasına yönelik olmalıdır. İşçi haksız yere işten çıkarıldığını savunabilecek argümanlara sahip olmalı ve bunu mahkemeye sunmalıdır. Bununla birlikte işe iade davasının şartları konusunda da bilgi sahibi olması gerekir. Bu bilgiler şöyle sıralanabilir.

  • İşçinin işverenle arasında olan sözleşmenin belirsiz süreli olmasıdır. Birinci şart budur.
  • İşçinin işe iade davası açabilmesi için en az 6 ay kıdeme ihtiyacı vardır.
  • Bir diğer boyutta işveren boyutu. İşçi bu tür bir dava açmak istiyorsa işten çıkarıldığı günü çalıştığı yerde en az 30 kişinin çalışıyor olması gerekmektedir.
  • İşverenin işçiyi çıkarması konusunda haklı bir sebep olmamalıdır. İşten atılan çalışan ise bu haksızlığı ortaya koymak ile yükümlüdür.
  • İşte atılan kişinin işveren vekili pozisyonunda olmaması gerekir. Bunu biraz daha açmamız gerekirse atılan işçinin eleman alma veya elemanları işten çıkarma gibi bir yetkisinin olmaması gerekmektedir.

Sigortasız Çalıştırılan İşçi Davası

Sigortasız çalıştırılan işçilerin birçok hakkı vardır ve gerektiği takdirde bunları işverene karşı kullanabilir. Sigortasız çalışan işçilerin her anlamda mağduriyetler yaşadığını söyleyebiliriz. Sigortalı olmanın getirdiği avantajlardan de ayrıcalıklardan faydalanamayan işçi aynı zamanda emeklilik yaşını da bir hayli geciktirmiş oluyor.

Tabi bu tarz şikayetlerin de birkaç kuralı var. Bunlardan bir tanesi işçinin işten çıkmamış olmadan bu şikayeti yapıyor olması. Eğer dava sonucunda işli lehine bir sonuç çıkarsa işveren hakkında idari para cezası uygulanabilmektedir.

İş Sözleşmesine Aykırılık Davası

İş sözleşmesinin genel olarak tanımı işçinin iş görevini yerine getirmeyi, işverenin de ücret ödeme konusundaki görevini yerine getirmeyi kabul ettiği yazılı beyannamedir. Ve bu beyanname iş süresi boyunca iki tarafa da sorumluluklar yüklemektedir.

Bu sorumluluklar iki tarafı da bağlar. Bu sebeple işçi veya işveren kaynaklı iş sözleşmesinde yazan hükümlere aykırı bir hareket gerçekleşmesi durumunda iş sözleşmesine aykırılık davası açılabilir. İşveren tarafından sözleşmeye aykırı bir karar alındığında İş Kanunu hükümleri veya Borçlar Kanunu hükümleri devreye girebilir. İşveren kanunlarda belirlenen miktarlarda idari para cezasına çarptırılabilir.

Kullandırılmayan Yıllık İzin Ücreti Alacak Davası

İş Kanunu’na dayanarak işçilerin hakları güvence altına alınmıştır. Bunlardan bir tanesi de kullanılmayan yıllık izin ücretidir. 4857. Sayılı İş Kanunu’nun 50. Maddesi uyarınca işçi iş yerinde çalıştığı en az bir yılın sonunda yıllık ücretli izin hakkı elde eder.

Aynı sayılı iş kanunu düzenlemesine göre iş sözleşmesi her hangi bir sebeple sonlanırsa işçi kullanmadığı yıllık izin sürelerinin ücretlerini alma hakkına sahiptir. Eğer bu ücretlerin ödenmesi konusunda bir zarara uğramışsa kullandırılmayan yıllık izin ücreti alacak davası açılabilir.

ihbar tazminatı

Ödenmeyen Mesai Ücreti Alacak Davası

Öncelikle bilmemiz gerekir ki yasalarla birlikte işçileri özlük hakları koruma altına alınmıştır. Mesai ücretleri de bunlardan bir tanesidir ve bu ücret işçilerin haklarından bir tanesidir.

Çalışma sözleşmesi ile birlikte belirlenen alacak tutarı asıl ücret olarak da bilinmektedir. Bu ücretin alınamadığı durumlarda işçi isterse ödenmeyen mesai ücreti alacak davası açabilir. Bu dava da tabi ki iş hukuku avukatı yardımı almak da prosedürlerin kolayca aşılması konusunda sizlere yardımcı olacaktır.

Resmi Tatil Ve Haftalık İzin Ücreti Davası

Resmi tatiller işçilerin bayram günleridir diyebiliriz. Eğer sözleşmede bugünlerde çalışılacağına dair bir ibare yoksa işçi tatil yapmakta özgürdür. Eğer çalışılması yönünde bir anlaşma var ise işçi aldığı maaşın gün bazında oranını alma hakkına sahiptir.

Yasalarda bulunan düzenlemelere göre resmi tatillerde işveren işçiyi çalışmadığı için işten çıkaramaz. Bu durum kesin hükümler ile karara bağlanmıştır. Eğer işten atılma gibi bir durum oluşmuşsa yukarıda anlatmış olduğumuz işe iade davası devreye girebilir ve işçi haklarını bu davada savunabilir.

Kısacası resmi tatillerde işçi sözleşmesine çalışmamam ibaresi ekletmişse çalışmamakta serbesttir. İşveren işçisini bu şartlarda çıkaramaz. Resmi tatillerde çalışabilmesi konusunda bir sözleşme imzalanmışsa da bu kez gündelik kazancı normal kazancının üstüne eklenerek işçiye verilir. Bu konularda eksik veya maddi manevi zarar oluşması durumunda resmi tatil ve haftalık izin ücreti davası açılabilir.

Mobbing Davası

Öncelikle mobbingin kelime anlamına bakalım. Mobbing, işçinin veya çalışanın türlü baskılarla işten soğutulması ve ayrılmasına zorlama durumuna denir. Ve ispatlandığı takdirde gerçekleştiren kişi hakkında uygulanacak yaptırımlar vardır.

Son yıllarda biraz daha fazla duymaya başladığımız mobbing olayının öncelikle iş yerinde olması gerekmektedir. Eğer işçi bu baskıya uğradığının farkına varırsa elindeki argümanlar ile birlikte mobbing davası açabilir. Bir nevi aslında psikolojik tacizidir. Bu genellemenin içine şu maddeler eklenebilir

  • Hakaret edici konuşmak
  • Gurur kırıcı ifadeler kullanmak
  • Söz kesmek
  • İletişimin kökten kesilmesi durumu
  • Dışlamak
  • Doğru olmayan imalar
  • Sürekli görev değişimi
  • Sürekli görev yeri değişimi
  • Niteliksiz işlerin verilmesi
  • İtibar kaybına uğratılması
  • Tehdit
  • Fiziksel şiddet

Mobbing unsuru olarak görülebilir ve işçi bunları kendisi üzerinde uygulayan kişi veya kurumlara mobbing davası açarak hakkını savunabilir.

İş Mahkemelerinde En Çok Alınan Davalar

İş mahkemelerinde birçok dava karşımıza çıkabilmekte ancak bunlardan birkaç tanesini özellikle ön plana çıkıyor. İşte iş mahkemelerinde en çok alınan davalar.

İş İlişkilerinden Doğan Alacak Ve Tazminat Davaları

İş mahkemelerinde en sık görülen davaların başında alacak ve tazminat davaları gelmektedir. Özellikle işçi ve işveren arasında meydana gelen uyuşmazlıkların sonucu olarak böyle bir durum karşımıza çıkıyor. Bu davalar yıllık ücretli izin alacağı, ücret alacağı, ihbar ve kıdem tazminatı gibi konular üzerinde gerçekleşir ve genellikle işçi ile işveren arasında meydana gelir.

Hizmet Tespiti Davaları

Genel olarak hizmet tespiti davaları da karşımıza en çok çıkan dava türlerinden bir tanesidir. Özellikle sigortasız işçi çalıştırmanın işçi üzerinde oluşturacağı dezavantajlı durum üzerinden meydana gelen davalarda çalışanlar dava sonucuna göre sigortalı çalışan statüsüne geçebilmektedirler.

İşe İade Davaları

İş güvencesi kavramının yasalarca belirlenmesi ve işçi haklarının korunmaya başlaması ile işe iade davaları da belirli miktarda artış göstermiştir. Bu davaların başlıca sebebi işverenin haklı bir neden göstermeden çalışanını işten çıkarma durumudur. Çalışan böyle bir durumda iş hukuku mahkemesine başvurarak işe iade davası açabilir. Eğer işçi haklı bulunursa işveren idari para cezası yaptırımı ile karşı karşıya kalabilir.

İş Avukatı İstanbul Adliyelerinin Yetkileri

İş hukuku avukatı İstanbul gibi işçi ve işveren oranının yüksek olduğu metropollerde artık daha fazla karşımıza çıkan meslek grupları olmaya başladılar. Peki, iş hukuku avukatlarının yetki ve görevleri nelerdir?

Öncelikle İş Hukuku Mahkemelerinin genellikle işçi ve işveren veya iki işveren arasında gerçekleştiğini bilmemizde fayda var. Günümüzde de artık her firmanın özel bir avukatla çalıştığını var sayarsak davanın bir tarafı olan işçilerin iş hukuku avukatlarından kesinlikle faydalanması gerekmektedir.

Bu tarz davalar birçok türde görülebileceği için farklı prosedürlerin işletilmesi gerekmektedir. Bu prosedürlerin deneyimli bir avukatla yürütülmesi hem sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de işçi üzerinde ki psikoloji yükü hafifletir. Ve aynı zamanda haklılığını ve ortaya attığı iddiaları ispat etmek zorunda olacağı için avukat yardımıyla bu daha kolay gerçekleştirilebilir.

İş hukuku avukatlarının bir diğer görevi de işçi ve işveren arasında köprü almak bilgi alışverişi konusunda sağlam temellerin atılmasını sağlamaktır. İletişim kanallarının kopmaması gereken zamanlarda avukatlar devreye girerek bu sorunu ortadan kaldırabilir.

Limited Şirketi Nasıl Kurulur?

Limited Şirketi Nasıl Kurulur

Limited şirketi, Ticaret siciline kaydı ile tüzel kişilik kazanmış, ticari unvana sahip şirketlerdir.  Bir şirketin tüzel kişilik kazanmış olmasıyla herhangi bir şahısa bağlı olmaksızın kendi üzerinden dava açabileceği aynı zamanda sözleşme yapabileceği ve vergi borcu gibi borçlardan kendisini sorumlu tutabileceği anlamına gelir. Türk Ticaret Kanunu’nun 6120 sayılı kanun, 6. Kısımda açıklandığı gibi tek ortaklı ya da 574. maddede belirtildiği gibi en fazla 50 ortaklı olabilir. Fakat genellikle 3 ya da 4 ortaklı limited şirketler yaygındır. Limited şirketin tek ortaklı olarak kurulabilme özelliği genellikle şahıs şirketleriyle karıştırılabilmektedir; buna karşın bu şirketler şahıs değil sermaye şirketi olarak kurulmuşlardır. Limited şirkette bulunan ortaklar gerçek ya da tüzel kişiliğe sahip olabilirler. Ortakların sorumlulukları sınırlı olmakla birlikte; bu sorumluluk şirketteki sermaye kadardır. Satılması yasak ya da kanuna uygun olmayan ürün ve hizmetler, ayrıca sigorta ve bankacılık sektörleri dışında herhangi bir ya da birden fazla iş alanında hizmet verebilirler.  Bu tür işletmeler genellikle orta ölçekli işletmelerdir. Sermaye miktarları bellidir ve bu miktar sermaye paylarının toplamıdır. Emek sermaye olarak kabul edilmez. Türk Ticaret Kanunu madde 576/1’ de sermaye miktarı belirtilmiştir. Limited şirketler kurulurken en az 10000 TL esas sermaye ile kurulur ve her bir ortağın sermayeye katkı miktarı en az 25 TL olmalıdır. Sermaye toplamı ise 25’in katı olarak belirlenmelidir. Bu şirketlerde pay hakkı halka arz edilmez. Limited şirketinin kurulum masrafları arasında; sermaye, noter masrafları, Vergi Dairesi masrafları, Rekabet Kurulu masrafları, Ticaret Odası kayıt ücreti ve bazı harç ücretleri sayılabilir. Fakat bu masrafların tutarları müdür sayısı, merkez adres, sermaye ve ortak sayısına göre değişiklik göstermektedir.

Limited şirketi kurmanın avantajları kişisel sermayenin veya varlıkların korunmasının dışında; prestij, vergi, yönetim ve çoklu ortaklık olarak sayılabilir. Birçok müşteri ya da tedarikçi, diğer şirketlerdense limited şirketlerine güven duyarlar. Aynı zamanda limited şirketler, şahıs şirketlerinden farklı olarak sabit vergi oranına tabi tutulurlar. Bu oran %20 olarak belirtilmiştir. İşletmenin kontrolü herhangi bir üçüncü şahıs yöneticide değil, kurucu ortaklardadır. Çoklu ortaklıklar sayesinde de şirket daha avantajlı bir konuma getirilebilir.

Limited şirketler; iki adet zorunlu organ; genel kurul ve yöneticiler ve zorunlu olmayan denetçilerden oluşur. Genel kurul; şirketin karar alma sürecindeki organdır. Şirket ortakları olağan dışı bir gelişme olmadığı sürece, üç ayda bir olmak üzere toplanır ve şirketin mali durumunu değerlendirirler. Bu toplantılarda, sözleşme işlemleri, müdür atama gibi konular görüşülür. Yöneticiler; limited şirketinde genel kurulun atadığı ve sınırsız yetkiye sahip müdürlerdir. Müdürün sorumluluklarını yerine getirmediği durumlarda, genel kurul tarafından görevden alınabilir. Denetçiler ise yine şirketin genel kurulu tarafından seçilen, bağımsız ya da özel olarak şirket denetimlerini gerçekleştiren kuruluş olarak tanımlanabilir. Yirmi ortaktan daha az sayıda ortağa sahip limited şirketlerin denetçi bulundurma zorunlulukları yoktur.

Limited Şirketi Nasıl Kurulur

Kuruluş Aşamaları

Türk Ticaret Kanunu’nun 6102 sayılı maddesinde limited şirketinin tanımı ve kuruluşu açıklanmıştır.

Kuruluş aşamasında ilk olarak bazı gerekli bilgi ve belgelerin toplanması gerekir. Bunlar; ortakların kimlik fotokopisi, ikişer nüsha olmak üzere ortakların ikametgâh belgesi, üçer adet vesikalık fotoğraf, şirket merkez adresi, işyeri kira sözleşmesi, kurulacak şirketin unvanı, şirket sermaye tutarı (en az 10000 TL), sermaye payları, şirket müdürüne ait bilgilerdir.  Şirket adresi, şirketin merkezi olarak kullanılan adrestir. Kendi mülkünüz, kiralık bir iş yeri ya da sanal ofisler adres olarak gösterilebilir. Adresin şirket tarafından kullanılıp kullanılmadığı, ya da gerçek olup olmadığı yoklama memurları tarafından kontrol edilmektedir.  Kurulacak şirketin unvanı, başka şirketler tarafından kullanılmayan ve şirketin faaliyet konusu belirtildikten sonra herhangi bir ismin koyulabileceği unvanlardır. Unvanın sonunda limited şirketi olduğunu gösteren ibare bulunmak zorundadır.

İkinci aşama olarak şirketin ana sözleşmesinin hazırlanması gerekmektedir. Ana sözleşmede; şirketin ticaret unvanı ve merkez adresi, ayrıntılı olarak belirtilmiş şekilde işletmenin konusu, esas sermaye tutarı, esas sermaye payları sayısı ve bunların değerleri, imtiyazlar, esas sermaye payı grupları, müdürlerin adları, soyadları, unvanları, vatandaşlıkları ve şirket tarafından yapılacak ilanların şekli olmak zorundadır. Bu sözleşme kurucuların imzalarını taşımak zorundadır. 

Üçüncü aşamada; şirket ana sözleşmesi kullanılarak Mersis sisteminden geçici bir vergi numarası alınır. Bu numara şirketin kuruluşu onaylandığı takdirde, şirkete ait olur. Bu aşamada şirket için banka hesabı açılmasına ya da sermaye ödenmesine gerek yoktur. Sermaye, şirket kuruluşundan sonraki iki yıl içerisinde şirketin hesabına yatırılabilir. Limited şirketi, ticari hesap açabilir. Tüzel kişilik olarak ticari hesap açmak için gereken belgeler; sermaye, imza sirküleri, vergi levhası aslı ya da elektronik görüntüsü, noter tasdikli vekâletname ve Ticaret Sicil Gazetesi’dir. Rekabet Kurumu’na sermayenin on binde dördü yatırılmalı, imzalı ve kaşeli olarak banka dekontu alınmalıdır.

Limited Şirketinin başvurusunda ana sözleşme, Mersis sisteminde onaylandıktan sonra tamamlanan belgeler ile ortak olmayan müdürlerin görevleri kabul ettiklerine dair belge, müdürler arasında tüzel kişilikler var ise bu tüzel kişiliği temsil eden şahsın adı, soyadı, uyruğu, kimlik numarası ve tüzel kişiliğin temsilciyi belirlediği noter tasdikli karar, ortakların fotoğraflarının bulunduğu oda kayıt beyannamesi, şirket kuruluş vekâleti, kurulan şirketin kurucular ya da başka kişilerle kuruluşa dair sözleşmesi olması durumunda sözleşme metinleri, sermaye olarak konulan taşınmaz mal ya da devralınacak işletmelerin bilirkişi raporları, bu mallar üzerinde ipotek gibi kısıtlamaların olmadığına dair tapudan alınacak belgeler, Mersis ekran çıktısı, üç adet şirket kuruluş başvuru formu, kurucu ortaklar bilgi formu, Rekabet Kurumu payı dekontu ile Ticaret Odası’na gidilir. Bu belgeler Ticaret Sicili ’ne iletilir. Yine bu aşamada çıkan harç ücretlerinin ödenmesi gerekir. Sicil tasdiknamesi, tescil yazısı ve faaliyet belgesi, başvuru onaylandıktan sonra alınmalıdır. 2018 yılında yapılan değişiklikler ile yasal defterler (yevmiye defteri, defteri kebir, envanter, pay defteri, müdürler kurulu karar defteri, genel kurul toplantı ve müzakere defteri) de bu aşamada Ticaret Odası’nda tasdik edilip, verilir. Ticaret Sicili’nden sonra şirket resmi olarak kurulur.  Şirket müdürü noterde imza sirküleri hazırlayıp, şirket adına yapacağı işlemlerde bu imza sirkülerini kullanır.

Bir sonraki aşamada, vergi dairesi işlemleri başlatılır. Şirket açılış bildirimi, imza sirküleri, şirket ortaklarının ikametgâhları, kira kontratı, e-tebligat başvuru formu, internet vergi dairesi şifre başvuru formu, ortakların noter tasdikli kimlik örnekleri, şirket tescil yazısı ve sicil tasdiknamesi aslı ile birlikte vergi dairesine gidilip, başvuru yapılır. Daha sonra vergi dairesi görevlileri yoklama ve tescil için iş yeri kontrolünü gerçekleştirirler. BAĞ-KUR işlemleri, şirketin kuruluş tarihinden itibaren kendiliğinden başlamaktadır. Bu aşamanın ardından şirket bir sanayi kuruluşu ise Sanayi Odası’na kaydolmak zorundadır. Başvuru işlemleri, şirket ortaklarının ikametleri, ortakların nüfus cüzdanı suretleri, ana sözleşme, imza sirküleri, Ticaret Sicil Gazetesi, Ticaret Odası başvuru formu ile yapılır.

Son aşama ise belediye işlemlerinin yapıldığı kısımdır. Bu aşamadan sonra ticari faaliyetler başlayabilir. İş yeri açma ve izin ruhsatı çıkarılır. Çevre temizlik vergisi ödenir. Kira kontratı, vergi levhası, Ticaret Odası kaydı ve Ticaret Sicili Gazetesi belediyeye teslim edilir.

Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]

Mirastan Feragat Nasıl Olur?

Mirastan feragat nasıl olur

Mirastan feragat mirasçının ileride olası doğacak olan hakkından vazgeçtiğini belirten sözleşmedir. Mirastan feragat sözleşmesi Türk Medeni Kanun’unun 528. Maddesinde düzenlenmiştir. Başka bir deyişle mirastan feragat mirastan ve mirasçılık sıfatından yoksun olduğunu belirtmek amacıyla yapılan bir sözleşme çeşididir. Feragat sözleşmesinin konusu miras haklarına ilişkin miras hakkı ve mirasçı sıfatı ancak miras bırakanın ölümü ile doğar. Mirastan vazgeçme Türkiye bünyesinde özellikle ikinci evliliklerde miras bırakan tarafından önceki evliliklerinden doğan çocukların haklarını koruması amacı ile eşleri ile arasında maddi meseleleri mirastan feragat sözleşmesine konu eder. Türk Medeni Kanun’un 528.Maddesinde mirastan feragat; “Mirastan vazgeçme” kanun koyucu; “Miras bırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat eden mirasçılık sıfatını kaybeder.” şeklinde ifade edilir. Miras sözleşmesinin geçerli olabilmesi için resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Mirastan feragat söz konusu olduğunda karşılıklı olarak söz ile beyan kabul edilmemektedir. Bunu sözleşme şeklinde belirtmesi gerekir. Geçerli sözleşme için mirasçı ile miras bırakan arasında yazılı veya resmi kurumda yapılacak bir sözleşmenin varlığı olması gerekir. Geçerlilik şartlarını da taşıyacak olan bu sözleşmede, karşılıklı (ivazlı) mirastan feragat ve karşılıksız (ivazsız) mirastan feragat olmak üzere ikiye ayrılır.

Karşılıksız (İvazsız) Mirastan Feragat

Karşılıksız mirastan feragat adından anlaşıldığı üzere feragat eden herhangi bir karşılık veya ivaz elde etmez. Onun feragatini sağlayan taraf hiçbir şekilde ivaz borcuna girmez. Örnek verecek olursak bir taşınır malın mülkiyetini devretmek yükümlülüğü altına girmez. Mirasçı hayattayken herhangi bir şekilde karşılık almadan yasal hakkını kullanarak mirastan vazgeçip karşı tarafa ivaz borcu olmadan ve öldükten sonra da herhangi bir hakkın talep edemediği durumdur. Miras bırakan öldüğünde feragat eden hariç diğer kişiler arasında paylaştırılır.

Karşılıklı (İvazlı) Mirastan Feragat

Karşılıklı mirastan feragat karşılıklı bir şekilde feragat sözleşmesi ile oluşur. Ve feragat eden karşılığında bir mal varlığı değeri alır. Bir taşınmazın feragatinin bedelini kendisine ödenmesi gibi kişilerarası bir edim karşılığında mirastan feragat etmiş olur. İvazlı mirastan feragat sözleşmesi yapıldıktan sonra mirastan feragat eden kişi mirasçıya bedel ödeme sorumluluğu doğar. Saklı paydan düşük olması durumunda ise feragat eden mirasçı daha sonradan hiçbir şekilde hak talep edemez. Karşılığı alınarak mirastan feragat durumunda altsoyu da bu mirastan feragat edilir. Bunun aksi durumunda ise sözleşmede belirtilmelidir.

mirastan feragat nasıl olur

Mirastan Feragat Sözleşmesi

Mirastan feragat sözleşmesi miras bırakan ile onun mirasçıları arasında yapılır. Saklı paya sahip olmayan mirasçıyı mirastan feragat edebilmek için sözleşmeye gerek kalmadan miras bırakan bunu tek başına yapabilmektedir. Mirastan feragat sözleşmesi onun saklı payları arasında yapılmaktadır. Saklı paylı kişiler ise; anne, baba, eş, altsoy şeklinde Türk Medeni Kanunu’nda belirtilmiştir. Mirastan feragat sözleşmesi için birtakım şartlar bulunmaktadır. Sözleşmenin tarafları ergin, ayırt etme gücüne sahip olup, kısıtlı olmamalıdır. Bunların yanında resmi bir vasiyetname şeklinde olmalıdır. Noter huzurunda yapılabilecek olan bu sözleşmede iki tarafında bulunması gerekir. Noterde hiçbir şekilde vekil veya temsilci kabul edilmez. Sözleşme bünyesinde feragat hakkı kişiye sıkı surette bağlıdır. Bu yüzden bir başkası ile sözleşme yapmaya hak tanınmaz.

Mirastan feragat sözleşmesi yapıldıktan sonra miras feragat sözleşmesinden caymak isterse bu hakka sahiptir. Hem miras bırakan tarafından hem de mirasçı tarafından bu mümkündür. Miras sözleşmesinde sözleşmeye uygun bir şekilde edimlerin yerine getirilmemesi ve güvenceye bağlanmaması durumunda borçlar hukuku kurallarınca sözleşmeden vazgeçebilir. Bu kural ivazlı mirastan feragatte uygulanacak bir fesihtir. Türk Medeni Kanunu 547. Sayılı kanunda feragat sözleşmesinden dönülebileceği açıklanmıştır. Dönme durumunda miras bırakılana yapılacak bir dönme beyanı gerekir. Feragat eden, tenkis talebi ile karşılaşma durumunda ise ivazı geri vermek yerine tamamen geri vererek mirasçı olma hakkına da sahiptir. Taraflar anlaşarak mirastan feragat dönmesi ya da bu iradi sonlandırma yapabilirler. Sonlandırma her iki tarafta hayattayken yapılabilir. 

Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]

Akıl Hastalığı Sebebiyle Boşanma ve Evliliğin İptali Davası

Akıl hastalığı sebebiyle boşanma ve evliliğin iptali

Bir evliliğin resmi olarak gerçekleştirilebilmesi için evlenecek tarafların her ikisinin de akli dengesinin yerinde olduğunun sağlık raporu vasıtasıyla belgelendirilmesi gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 133. maddesinde taraflardan birinin akıl hastalığına sahip olması durumuna bunun evlenme engeli sayıldığı belirtilmiştir.  Evlilik öncesinde eşin akıl sağlığı varsa ve buna rağmen evlilik gerçekleştirilebilmişse, hastalığın evlilik öncesinde mevcut olduğu kanıtlandığı takdirde evlilik iptal edilir. 

Akıl sağlığındaki bozulmalardan kaynaklanan boşanma davalarının şartları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda belirtilmiştir. Bunlardan biri akıl hastalığının evlilik gerçekleştikten sonra ortaya çıkmış olmasıdır. Bu nokta önemlidir çünkü belirttiğimiz gibi hastalığı evlilik öncesinde de bulunduğunun kanıtlandığı durumlarda boşanma davası açılmadan evliliğin iptali gerçekleştirilir. Ayrıca her türlü akıl hastalığı da boşanma sebebi olarak sayılmaz. Kanunda boşanma sebebi olarak sayılabilecek hastalıklar; kişinin çevresini tanıyamaması ve daha asabi hale geldiği Alzheimer, bireylerin gerçek hayatı algılamasını güçleştiren şizofreni, ani ve uçlarda duygu değişimlerine neden olan bipolar bozukluk ve kişiyi yersiz kuruntulara ve şüpheye düşüren paranoya olarak sayılabilir. Davanın açılabilmesi için bu hastalıkların en az üç yıldır devam ediyor olma zorunluluğu vardır ve hastalığın iyileştirilemeyecek durumda olduğunun raporlu bir şekilde kanıtlanması gerekmektedir. Aynı zamanda ortak hayatın akıl hastalığı bulunmayan eş için yaşanması çok zor olması gerekir.

Akıl hastalığı sebebiyle boşanma ve evliliğin iptali 

Boşanma davasını akıl hastalığı bulunmayan eş, diğer eşe açabilir. Akıl hastalığı olan eşin dava açma yetkisi yoktur. Türk Medeni Kanunu’nda görevli mahkeme eşlerden birinin son altı ay içinde ikamet ettiği yerde bulunan Aile Mahkemesi olarak belirlenmiştir. Davanın açılması için belirli bir zaman yoktur, her zaman açılabilir. Dava açılmadan önce, hâkim doğrudan fiil ehliyetinin olup olmadığını tespit eder. Eğer akıl hastalığına sahip olan eş fiil ehliyetine sahip değilse, savunma için Sulh Mahkemesi’nden bir vasi atanması talep edilir. Bu durumda eğer yasal vasi akıl hastalığı bulunmayan eş ise hâkim doğru bir savunma için yeni bir vasi atanmasını talep edebilir. Bu durum dava sürecinin uzamasına neden olur. Vesayet makamı eğer vasi atamasını reddederse, boşanma davası da reddolur. Davalı tarafın da savunma yapabilecek durumda olmasıyla dava gerçekleştirilebilir. Davanın açılabilmesi için tarafların evli olduklarına dair resmi belgeler mahkemeye teslim edilir. Yazılan dava dilekçesine ek olarak davalının boşanmaya sebep olan akıl hastalıklarından herhangi birine en az üç yıldır sahip olduğunu ve hastalığın iyileşmesinin söz konusu olmadığını kanıtlayan bir resmi sağlık kurulu raporu bulunması gerekmektedir. Davacının aynı zamanda ortak yaşamın da bu nedenle zor bir hale geldiğini kanıtlaması gerekir. Davacı somut bir delil sunabilir. Somut bir delil bulunmaması durumunda, mahkemeye çağırılan şahitlerin dinlenilmesi de çekilmezliği kanıtlar. Dava süresince, davalının davranışlarına bağlı olarak hâkim gerekli gördüğü durumlarda, davacının ve varsa çocukların bakım ve korumasını sağlayacak önlemler alabilir.  Eğer tüm bu şartlar kanıtlandıysa hakim boşanma ya da ayrılığa karar verebilir. Ayrılığa karar verilmesi durumunda boşanma gerçekleşmez ve tarafların tekrar birleşme olasılıkları bulunur.

Boşanma kararının kesinleştiği davalarda, çocuğun velayeti genellikle akıl hastalığı bulunmayan eşe verilir. Bunun için akıl hastalığı olan eşin çocuğa bakamayacağına dair bir raporun bulunması gerekir. Mahkeme çocuğun menfaatine ve çocuğun isteğine göre detaylı bir değerlendirme yaparak kesin kararı verir. Boşanma davasında akıl hastası olan eşten tazminat talep edilemez. Akıl hastası olan eşin ekonomik durumunu göz önüne alarak nafaka durumu değerlendirilebilir. Akıl hastası olan eşin maddi durumunun iyi olduğu durumlarda; eğer velayet diğer eşte ise, çocuğu için iştirak nafakası ödemesi ve eğer eş yoksulluk nafakası alacak şartları sağlıyorsa bu nafakanın ödenmesi talep edilebilir. Eğer eşin maddi durumu iyi değilse yoksulluk nafakası istenemez. Mal ayrılığının nasıl yapılacağı ise davacı ve vasi arasında açılan başka bir dava ile çözülebilir.

Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]
  • HİZMET VERDİĞİMİZ YERLER
  • Ataşehir
  • Beykoz
  • Çekmeköy
  • Kadıköy
  • Kartal
  • Maltepe
  • Pendik
  • Sancaktepe
  • Suntanbeyli
  • Tuzla
  • Ümraniye
  • Üsküdar
  • Arnavutköy
  • Bakırköy
  • Başakşehir
  • Bayrampaşa
  • Beşiktaş
  • Beylikdüzü
  • Beyoğlu
  • Büyükçekmece
  • Esenler
  • Esenyurt
  • Eyüpsultan
  • Güngören
  • Kağıthane
  • Sarıyer
  • Suntangazi
  • Zeytinburnu
  • Şişli
  • Mecidiyeköy
  • Bahçelievler
  • Fatih
  • Eminönü
  • Anadolu Yakası
  • Avrupa Yakası
  • Gebze