İş hukuku davalarında avukat arıyorsanız. İş mahkemesi davalarınızda hızlı çözümler için hemen bizi arayın İş Hukuku Avukatı olarak davanızı çözelim.

İş hukuku avukatı, çalışma dünyasında, işçi ve işveren arasındaki bütün ilişkileri yasal olarak takip etmekle görevlendirilen avukattır. İş hukuku avukatları hem işveren hem de işçilerin haklarının korunması için çalışabilir. Fakat aynı iş yeri ile ilgili hem işveren hem de işçi avukatı görevini tek bir avukat üstlenemez.

İş hukuku avukatı, çalışma alanlarına baktığımızda; Yasalarca belirlenmiş olan çerçevede işçi ve işveren taraflarının birbirine olan görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği durumlarda haksızlığa uğrayan tarafı savunmakla yükümlü olduğunu görmekteyiz. İş kanunları ile kuralları belirlenen çalışma alanında yaşanan aksaklıklarda işleyişin adil bir şekilde sürmesi için hukuki destek hem işçi hem de işveren tarafına lazım olabilmektedir. İhtilaflara düşen tarafların anlaşmazlıkları yasalar çerçevesinde çözebilmesi ve bu anlaşmazlıkların minimuma indirilmesi, İş hukuku yasalarının tam ve eksiksiz uygulanması ile sağlanabilir.

İş Hukuku Avukatı Nedir?

Uzmanlığını iş hukuku alanında gerçekleştirmiş olan, işçi haklarını koruma konusunda bilgilerini tecrübelerle geliştirmiş avukatlara işçi avukatları denir. Hukuki koşulların devreye girmesine neden olan işverenin üzerine düşen hükümleri yerine getirmediği durumlarda işçi avukatı devreye girerek hukukun işlemesi ve işçinin savunulmasını sağlar.

Maddi çıkarlar uğruna süren yaşam döngüsü içinde ekonomik sebepler üzerinde bir anlaşmazlık oluştuğunda çözüm çokta kolay olmayabilir. Genel olarak ekonomik durumu daha kısıtlı olan işçilerin bu nokta da adil yargılanması ve savunulması için en az işveren ile eşit şartlarda bilgi, birikim ve tecrübeye sahip savunucuları hak koruyucuları olmalıdır.

Bazı durumlarda işverenlerin işçi haklarını görmezden geldiği bilinçli bir şekilde hakların gasp edildiği bilinmektedir. Bu tür işverenler bu eylemleri bilinçli yapar. Bazı durumlarda ise bilinçsizce işçinin haklarını ödemeyen işverenlerde eylemleri bilgisizlikten yapmaktadır. Bu nokta da iş hukuku ve işçi avukatları, taraflara yasaları ve yasaların hükümlerini uygulatma konusunda bir bakıma motive eder bilgilendirir.

İşçi haklarının korunması devlet otoritesi ile korunmaktadır. Ne yazık ki pek çok işçi sahip olduğu haklardan bihaberdir. Bu durumda da farkında olmadan hayatları ile ilgili ciddi kayıpları fark etmeden yaşamaktadır. Söz konusu hakların korunması ve eksiksiz işçiye iadesi için işçi avukatı olmazsa olmazlardandır.

İşçi Hukuku Avukatı İşçi ve İşverene Nasıl Fayda Sağlar?

İş hukuku avukatı, İşçi ve işveren arasında yaşanan anlaşmazlıkların genel olarak sebepleri, işverenin bir takım ücretleri ve tazminat taleplerini yerine getirmemesinden kaynaklanan mağduriyetleri gidermek için hizmet sunar. En doğal hakkı olan emeği ve iş gücünün karşılığı olan alacaklarını talep eden işçi yasal haklarını kullanmak zorundadır.

İşten çıkarılan işçinin söz konusu haklarını alabilmesi için bir takım hukuki gerçeklerle yüzleşmesi gerekmektedir. Öncelikli olarak işverenin haksız fesih yaptığını ya da mesai yaptırdığı halde mesai ücretini ödemediğini kanıtlaması gerekir. Tazminat gerektirecek konular iş kanunlarında açıkça belirlenmiştir. Bu kanunlara bağlı olarak işverenin haklı ya da haksız olduğunun kararını mahkemeler verebilir. Öncesinde işçinin işçi avukatı ile görüşüp konuyu tüm netliği ile anlatması gerekmektedir. Eğer işçi davasında haklıysa ve tazminatı almayı hak ediyorsa, iş avukatı bu nokta da olaya müdahil olur ve işçinin haklarının alınması için savunmayı üstlenir.

İş mahkemeleri, davalarda sunulan beyanlara ek olarak sunulan delil ve şahitlerin durumuna göre karar almaktadır. Bu nedenle uzman bir işçi avukatının sunacağı delillerin mahkemede taşıyacağı önem paha biçilmezdir. Bu nedenle hangi verinin delil olabileceğini ve taşıyacağı önemi işçi avukatları planlamalıdır. Genel olarak davalar başlamadan önce anlaşmazlığın çözülmesi için işçi ve işveren avukatı görüşme yapar. Bu nokta da işçi eğer görüşmeyi yalnız gerçekleştirirse büyük ihtimalle bilmediği hakları ile kayıp yaşayacaktır. Bu nokta da işçi avukatı ile görüşmeyi yapan işçi görüşmede mahkeme açılmadan dahi haklarını eksiksiz alabilir.

 iş hukuku avukatı

İşçi Avukatının Görev Aldığı Davalar

İş Hukuku avukatları, sadece işin yapılışı ve bu yapılışa bağlı olarak oluşan uyuşmazlıkta görev üstlenir. Örneğin işveren ve işçi arasında bir kavga oluşmuşsa bu nokta da tarafların yaşadığı anlaşmazlık iş hukukunun ötesine taşınmıştır. İşçi avukatlarının görev ve sorumluluklarını şu şekilde sıralayabiliriz.

  • Kıdem ve ihbar tazminat davası
  • İş kasası tazminat davası
  • Meslek hastalığı tazminat davaları
  • İşe iade davası
  • Sigortasız çalıştırılan işçi davası
  • İş sözleşmesine aykırılık davası
  • Maaş ve ücret alacağı davası
  • Kullandırılmayan yıllık izin ücreti alacak davası
  • Ödenmeyen mesai ücreti alacak davası
  • Resmi tatil ve haftalık izin ücreti davası
  • Mobbing davası

Kıdem Ve İhbar Tazminat Davası

Kıdem tazminatı, işverenin işçisine ödediği tazminat türlerinden bir tanesidir. Gerekli koşulların oluşması halinde işveren işçisine çalıştığı dönem boyunca edindiği kıdemin karşılığına gelen tazminatı ödemek zorundadır.

İşçi iş yeri için çalışır ve çabalar. İşin büyütülmesinde katkısı olduğu için kıdem kazanır ve bu aynı zamanda kıdem tazminatı alma hakkını doğurur. Bu hak ise her işçide bulunmaz. Bunun için gerekli olan üç şart vardır. Bunları şu şekilde maddeleyebiliriz.

  • 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde işçi statüsünde bulunmak gerekir.
  • En az bir yıl çalışma şartı da bu maddeler içinde bulunmaktadır.
  • Son olarak haklı fesih şartı da yine bu hakların elde edilmesi için gerekmektedir.

Bu şartlar oluştuğunda işçi eğer haklarından mahrum bırakılıyor ve zarara uğratılıyorsa kıdem tazminatı davası açma hakkını elde eder.

İş Kazası Tazminat Davası

İş kazası tazminat davası da yine adliye salonlarının çokça karşılaştığı davalardan bir tanesidir. Bu tür davalar yine işçi ile işveren arasında geçmektedir. İşverenin yerine çalışan işçi her hangi bir nedenle işe bağlı olarak yaralanırsa veya hayatını kaybederse, kendisine veya yakınlarına iş kazasına bağlı tazminat davası açma hakkı doğar.

Tabi bu davanın açılabilmesi için bazı şartlarda vardır. Bunları şu şekilde maddelemek mümkün.

  • İşçi işverene ait çalışma mekanında fiziki veya ruhsal bir zararla karşılaşmışsa dava açma hakkı kendisinde doğar. Ve unutmadan ekleyelim bu haklar 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 13. Maddesinde yazmaktadır.
  • İşçi işveren tarafından çalışma alanı dışında bir yere gönderilmişse ve bu süre zarfında işçi bir zarara uğramışsa yine dava açma hakkı kendisinde doğar.
  • Bir diğer düzenlemede emziren kadın işçiler ile alakalı. Eğer kadın işçi çocuğunu emzirdiği sırada her hangi bir şekilde zarar görürse dava açma hakkına sahip olacaktır.
  • İşverenin sağladığı her hangi bir taşıtla işe geliş gidiş sırasında yapılan kazalarda yine işçinin tazminat davası açma hakkını doğuracaktır.

kıdem tazminatı

Meslek Hastalığı Tazminat Davaları

Öncelikle tazminat bölümüne geçmeden önce meslek hastalığı kısmında durmamız daha doğru olacaktır. Meslek hastalığı, çalışanın iş koşulları veya işe bağlı diğer nedenler sebebiyle geçici veya sürekli olarak yaşadığı ruhsal, bedensel sorunlardır.

Gündelik çalışma hayatımızda çok fazla karşımıza çıkan meslek hastalığı işçinin bir işte çok fazla zaman harcaması, işin koşullarının sağlık şartlarına uygun olmaması veya zorlaması gibi etkenlerden meydana gelebilir. İşçi yaptığı mesleğin sonucu olarak geçici veya sürekli olarak hastalanabilir ve bu süreç sonunda maddi manevi tazminat davası açabilir.

Meslek hastalığı nedeniyle açılan tazminat davası ise bu şartlar altında olan çalışan ve işçinin maddi manevi kayıplarını tazmin edebilmek için açabileceği dava türüdür.

İşe İade Davası

İşe iade davası, belirli statülerdeki iş alanlarında çalışan işçilerin neden belirtilmeden veya haksız bir nedenle işten çıkarılması durumunda işverene açabileceği davadır.

Bu tür davalarda asıl odak noktası davanın açılmasından ziyade davanın kazanılmasına yönelik olmalıdır. İşçi haksız yere işten çıkarıldığını savunabilecek argümanlara sahip olmalı ve bunu mahkemeye sunmalıdır. Bununla birlikte işe iade davasının şartları konusunda da bilgi sahibi olması gerekir. Bu bilgiler şöyle sıralanabilir.

  • İşçinin işverenle arasında olan sözleşmenin belirsiz süreli olmasıdır. Birinci şart budur.
  • İşçinin işe iade davası açabilmesi için en az 6 ay kıdeme ihtiyacı vardır.
  • Bir diğer boyutta işveren boyutu. İşçi bu tür bir dava açmak istiyorsa işten çıkarıldığı günü çalıştığı yerde en az 30 kişinin çalışıyor olması gerekmektedir.
  • İşverenin işçiyi çıkarması konusunda haklı bir sebep olmamalıdır. İşten atılan çalışan ise bu haksızlığı ortaya koymak ile yükümlüdür.
  • İşte atılan kişinin işveren vekili pozisyonunda olmaması gerekir. Bunu biraz daha açmamız gerekirse atılan işçinin eleman alma veya elemanları işten çıkarma gibi bir yetkisinin olmaması gerekmektedir.

Sigortasız Çalıştırılan İşçi Davası

Sigortasız çalıştırılan işçilerin birçok hakkı vardır ve gerektiği takdirde bunları işverene karşı kullanabilir. Sigortasız çalışan işçilerin her anlamda mağduriyetler yaşadığını söyleyebiliriz. Sigortalı olmanın getirdiği avantajlardan de ayrıcalıklardan faydalanamayan işçi aynı zamanda emeklilik yaşını da bir hayli geciktirmiş oluyor.

Tabi bu tarz şikayetlerin de birkaç kuralı var. Bunlardan bir tanesi işçinin işten çıkmamış olmadan bu şikayeti yapıyor olması. Eğer dava sonucunda işli lehine bir sonuç çıkarsa işveren hakkında idari para cezası uygulanabilmektedir.

İş Sözleşmesine Aykırılık Davası

İş sözleşmesinin genel olarak tanımı işçinin iş görevini yerine getirmeyi, işverenin de ücret ödeme konusundaki görevini yerine getirmeyi kabul ettiği yazılı beyannamedir. Ve bu beyanname iş süresi boyunca iki tarafa da sorumluluklar yüklemektedir.

Bu sorumluluklar iki tarafı da bağlar. Bu sebeple işçi veya işveren kaynaklı iş sözleşmesinde yazan hükümlere aykırı bir hareket gerçekleşmesi durumunda iş sözleşmesine aykırılık davası açılabilir. İşveren tarafından sözleşmeye aykırı bir karar alındığında İş Kanunu hükümleri veya Borçlar Kanunu hükümleri devreye girebilir. İşveren kanunlarda belirlenen miktarlarda idari para cezasına çarptırılabilir.

Kullandırılmayan Yıllık İzin Ücreti Alacak Davası

İş Kanunu’na dayanarak işçilerin hakları güvence altına alınmıştır. Bunlardan bir tanesi de kullanılmayan yıllık izin ücretidir. 4857. Sayılı İş Kanunu’nun 50. Maddesi uyarınca işçi iş yerinde çalıştığı en az bir yılın sonunda yıllık ücretli izin hakkı elde eder.

Aynı sayılı iş kanunu düzenlemesine göre iş sözleşmesi her hangi bir sebeple sonlanırsa işçi kullanmadığı yıllık izin sürelerinin ücretlerini alma hakkına sahiptir. Eğer bu ücretlerin ödenmesi konusunda bir zarara uğramışsa kullandırılmayan yıllık izin ücreti alacak davası açılabilir.

ihbar tazminatı

Ödenmeyen Mesai Ücreti Alacak Davası

Öncelikle bilmemiz gerekir ki yasalarla birlikte işçileri özlük hakları koruma altına alınmıştır. Mesai ücretleri de bunlardan bir tanesidir ve bu ücret işçilerin haklarından bir tanesidir.

Çalışma sözleşmesi ile birlikte belirlenen alacak tutarı asıl ücret olarak da bilinmektedir. Bu ücretin alınamadığı durumlarda işçi isterse ödenmeyen mesai ücreti alacak davası açabilir. Bu dava da tabi ki iş hukuku avukatı yardımı almak da prosedürlerin kolayca aşılması konusunda sizlere yardımcı olacaktır.

Resmi Tatil Ve Haftalık İzin Ücreti Davası

Resmi tatiller işçilerin bayram günleridir diyebiliriz. Eğer sözleşmede bugünlerde çalışılacağına dair bir ibare yoksa işçi tatil yapmakta özgürdür. Eğer çalışılması yönünde bir anlaşma var ise işçi aldığı maaşın gün bazında oranını alma hakkına sahiptir.

Yasalarda bulunan düzenlemelere göre resmi tatillerde işveren işçiyi çalışmadığı için işten çıkaramaz. Bu durum kesin hükümler ile karara bağlanmıştır. Eğer işten atılma gibi bir durum oluşmuşsa yukarıda anlatmış olduğumuz işe iade davası devreye girebilir ve işçi haklarını bu davada savunabilir.

Kısacası resmi tatillerde işçi sözleşmesine çalışmamam ibaresi ekletmişse çalışmamakta serbesttir. İşveren işçisini bu şartlarda çıkaramaz. Resmi tatillerde çalışabilmesi konusunda bir sözleşme imzalanmışsa da bu kez gündelik kazancı normal kazancının üstüne eklenerek işçiye verilir. Bu konularda eksik veya maddi manevi zarar oluşması durumunda resmi tatil ve haftalık izin ücreti davası açılabilir.

Mobbing Davası

Öncelikle mobbingin kelime anlamına bakalım. Mobbing, işçinin veya çalışanın türlü baskılarla işten soğutulması ve ayrılmasına zorlama durumuna denir. Ve ispatlandığı takdirde gerçekleştiren kişi hakkında uygulanacak yaptırımlar vardır.

Son yıllarda biraz daha fazla duymaya başladığımız mobbing olayının öncelikle iş yerinde olması gerekmektedir. Eğer işçi bu baskıya uğradığının farkına varırsa elindeki argümanlar ile birlikte mobbing davası açabilir. Bir nevi aslında psikolojik tacizidir. Bu genellemenin içine şu maddeler eklenebilir

  • Hakaret edici konuşmak
  • Gurur kırıcı ifadeler kullanmak
  • Söz kesmek
  • İletişimin kökten kesilmesi durumu
  • Dışlamak
  • Doğru olmayan imalar
  • Sürekli görev değişimi
  • Sürekli görev yeri değişimi
  • Niteliksiz işlerin verilmesi
  • İtibar kaybına uğratılması
  • Tehdit
  • Fiziksel şiddet

Mobbing unsuru olarak görülebilir ve işçi bunları kendisi üzerinde uygulayan kişi veya kurumlara mobbing davası açarak hakkını savunabilir.

İş Mahkemelerinde En Çok Alınan Davalar

İş mahkemelerinde birçok dava karşımıza çıkabilmekte ancak bunlardan birkaç tanesini özellikle ön plana çıkıyor. İşte iş mahkemelerinde en çok alınan davalar.

İş İlişkilerinden Doğan Alacak Ve Tazminat Davaları

İş mahkemelerinde en sık görülen davaların başında alacak ve tazminat davaları gelmektedir. Özellikle işçi ve işveren arasında meydana gelen uyuşmazlıkların sonucu olarak böyle bir durum karşımıza çıkıyor. Bu davalar yıllık ücretli izin alacağı, ücret alacağı, ihbar ve kıdem tazminatı gibi konular üzerinde gerçekleşir ve genellikle işçi ile işveren arasında meydana gelir.

Hizmet Tespiti Davaları

Genel olarak hizmet tespiti davaları da karşımıza en çok çıkan dava türlerinden bir tanesidir. Özellikle sigortasız işçi çalıştırmanın işçi üzerinde oluşturacağı dezavantajlı durum üzerinden meydana gelen davalarda çalışanlar dava sonucuna göre sigortalı çalışan statüsüne geçebilmektedirler.

İşe İade Davaları

İş güvencesi kavramının yasalarca belirlenmesi ve işçi haklarının korunmaya başlaması ile işe iade davaları da belirli miktarda artış göstermiştir. Bu davaların başlıca sebebi işverenin haklı bir neden göstermeden çalışanını işten çıkarma durumudur. Çalışan böyle bir durumda iş hukuku mahkemesine başvurarak işe iade davası açabilir. Eğer işçi haklı bulunursa işveren idari para cezası yaptırımı ile karşı karşıya kalabilir.

İş Avukatı İstanbul Adliyelerinin Yetkileri

İş hukuku avukatı İstanbul gibi işçi ve işveren oranının yüksek olduğu metropollerde artık daha fazla karşımıza çıkan meslek grupları olmaya başladılar. Peki, iş hukuku avukatlarının yetki ve görevleri nelerdir?

Öncelikle İş Hukuku Mahkemelerinin genellikle işçi ve işveren veya iki işveren arasında gerçekleştiğini bilmemizde fayda var. Günümüzde de artık her firmanın özel bir avukatla çalıştığını var sayarsak davanın bir tarafı olan işçilerin iş hukuku avukatlarından kesinlikle faydalanması gerekmektedir.

Bu tarz davalar birçok türde görülebileceği için farklı prosedürlerin işletilmesi gerekmektedir. Bu prosedürlerin deneyimli bir avukatla yürütülmesi hem sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de işçi üzerinde ki psikoloji yükü hafifletir. Ve aynı zamanda haklılığını ve ortaya attığı iddiaları ispat etmek zorunda olacağı için avukat yardımıyla bu daha kolay gerçekleştirilebilir.

İş hukuku avukatlarının bir diğer görevi de işçi ve işveren arasında köprü almak bilgi alışverişi konusunda sağlam temellerin atılmasını sağlamaktır. İletişim kanallarının kopmaması gereken zamanlarda avukatlar devreye girerek bu sorunu ortadan kaldırabilir.

Mirasçılık Belgesi Veraset İlamı İptali Davası

mirasçılık veraset ilamı

Veraset ilamı, mirası bırakan kişinin ölümünden sonra kimlerin onun mirasçısı olduğunu ve bu mirasçıların mirastaki paylarını belirten belgedir. Bu belgede yasal mirasçılar ve atanmış mirasçılar bulunur. Belgenin alınabilmesi için yasal mirasçıların sadece kimlikleriyle notere ya da Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gitmesi yeterlidir. Atanmış mirasçılar, mirasa bir ay içerisinde itiraz etmediği sürece veraset ilamını alabilirler. Atanmış mirasçıların veraset ilamı alabilmeleri için mirasçı olduklarını kanıtlayacak delilleri de bu yetkili kurumlara götürmeleri gerekir. Bu mirasçılık belgeleri aksi ispat edilene kadar geçerliliğini korurlar. Her mirasçı istediği yerdeki noter ya da Sulh Hukuk Mahkemesi’nde ve istediği zaman bu belgeyi alabilir.

Veraset  İlamının İptali

mirasçılık veraset ilamı

Mirasçıların farklı yerlerden alabildikleri veraset ilamlarının aynı olması gerekmektedir fakat bazı durumlarda farklı kurumlardan alınan belgelerde mirasçı sayısında ve mirasın pay durumuna farklılıklar olabilmektedir. Başka bir durum da bir mirasçının mirası reddetmesi ya da gizli mirasçıların ortaya çıkması olabilir. Böyle durumlarda veraset ilamında yanlışlık olduğunu düşünen taraf dava açarak, yanlışlığın düzeltilmesini yeni bir belge düzenlenmesini talep edebilir. Davacı taraf veraset ilamında ismi yazılmamış bir mirasçı ya da pay durumu yanlış yazılarak mağdur edilmiş bir mirasçı olabilir. Bu dava bir mirasçı tarafından açılmazsa, Türk Medeni Kanunu 598. Maddede belirtildiği gibi hazine bu davayı açma yetkisine sahiptir. Davalılar, veraset ilamında ismi yazılı tüm mirasçılardır. Bunun nedeni de davanın sonucundan tüm mirasçıların etkilenecek olmasıdır. Yine aynı maddede bu belgenin geçersizliğinin her zaman öne sürülebileceği ve bu davanın her zaman açılabileceği de belirtilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 11’de davanın görüleceği mahkemenin mirası bırakanın son ikamet yeri ya da mirasçılardan herhangi birinin ikamet yerine bağlı Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu belirtilmiştir. Bu davanın Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülmesi, veraset ilamının iptali davasının çekişmeli yargı çerçevesinde gerçekleşen bir dava olmasından kaynaklanmaktadır. 

Davacının davayı açmak için ilk olarak kendisinin mirası bırakan kişinin ölü olduğunu ve kendisinin de mirasçı olduğunu ve veraset ilamında yanlışlık olduğunu kanıtlaması gerekir. Davanın açılması durumunda tüm taraflar mahkemeye çağırılarak dinlenir. Mirasçıları ve mirasçıların paylarının doğru bir şekilde tespit etmek hakimin görevidir. Dava süresince oluşacak masraflar da davacı tarafından karşılanmaktadır. Davanın sonucuna göre veraset ilamı iptal edilip, yeni bir veraset ilamı hazırlanır. 

Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]

İzale-i Şuyu Ortaklığın Giderilmesi Davası

izale-i şuyu ortaklığın giderilmesi davası

Bir mal varlığının kullanımı ve tasarrufu kişi ya da kişilere verilebilir.  Kişilere bu yetkiyi veren mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkı tek kişide olabileceği gibi birden fazla kişide de olabilir. Bu kişiler paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyeti gibi farklı şekillerde mal varlığı üzerinde hak sahibi olabilirler. Paylı mülkiyet; mal varlığının her şahsa (paydaş) belirli oranlarda pay verilmesidir. Elbirliği mülkiyetinde ise şahıslar (ortak) malın tamamı üzerinde hak iddia edebilirler fakat devir işlemi yapma hakları yoktur.

Paylı mülkiyette ya da elbirliği mülkiyetinde kişiler, mevcut bulundukları ortaklığın/paydaşlığın bitirilmesini ve tek kişi mülkiyetine geçilmesini talep edebilirler. Türk Medeni Kanunu madde 698’de paylı mülkiyete sahip kişilerin, paydaşlığa devam etme zorunlulukları olmadığı sürece, bu talepte bulunabilecekleri ve madde 701’de de elbirliği mülkiyetine sahip kişilerin de paylaşımı isteyebilme hakkına sahip oldukları belirtilmiştir. Paydaşlar, ortak bir karara vardıkları takdirde, ortaklığı giderebilirler fakat ortak bir karara varılamaması durumunda paydaşlardan biri dava açabilir. Bu talep doğrultusunda açılmış davalar da İzale-i Şuyu yani Ortaklığın Giderilmesi olarak adlandırılır. Bu dava mülkiyet hakkına sahip bir kişi tarafından, diğer paydaşlara karşı açılır. İzale-i Şuyu, iki taraflı bir davadır yani davacı ve davalı için de dava sonucu aynıdır. Davacı, dava esnasında talebini geri çekse bile davalılardan birinin talebiyle dava süreci devam eder. Davanın sonlandırılması için tüm pay sahiplerinin ortak kararı gerekir. Her iki taraf da bu davada çıkan masrafları beraber öder. Dava için en önemli husus; mirasçı olması durumunda, onlar da dâhil tüm paydaşların davaya katılması gerekliliğidir.

Ortaklığın Giderilmesi Davasının Açılması

Ortaklardan herhangi biri mevcut ortaklığın bozulması için, mal varlığının bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi’nde davayı bir dilekçe ile açabilir. Davalıların bu dilekçeye karşı bir cevap dilekçesi yazma hakları vardır. Davacı şahıs, davanın başlangıç aşamasında tüm giderleri ödese bile, dava bitiminde ortaklar kendi paylarına düşen ödemeyi yaparlar. Ortaklar arasında bir anlaşma bulunmaması durumunda davadan sorumlu hakim davayı iki farklı şekilde çözebilir. Bunlardan ilki Aynen Taksim Suretiyle İzale-i Şuyu yöntemidir.  Malın Aynen Bölünmesi olarak da adlandırılabilir. Ortaklardan sadece birinin bu yöntemi talep etmesi yeterlidir. Bu işlem kısaca taşınmazın nakde dönüştürülmeden, fiziki olarak paylaştırılmasıdır. Medeni Kanun madde 699/2’de hakimin bu yöntemde aynen taksiminin yapılabilmesi için gerekli tüm şartları değerlendirmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu şartlar malın niteliği, imar durumu, yüzölçümü, ortak sayısı gibi şartlardır. Tüm şartlar sağlanıyorsa payların bölümü sırasında değer eksiklikleri olması durumunda, bu nakit olarak ödeme yapılarak dengelenir. Hakim bu tür bir paylaşma yapılabileceğine kanaat getirdiyse, bilirkişi bir taksim projesi hazırlar ve burada ayrılan parçalar ortaklara anlaşma ya da kura yöntemiyle dağıtılır. Söz edilen mal üzerinde kat mülkiyeti sağlanabiliyorsa taksim projesi buna göre çizilir ve dağıtım buna göre yapılır. Eğer yapıda eksiklikler varsa ortaklar bunu dava sürecinde tamamlayabilir. Tamamlanma sonunda kat mülkiyeti  şartlarında bir eksiklik olmaması durumunda malın paylaşımı yapılır. Tüm koşullar sağlanmasına karşı eğer ortaklar paylaşımı kabul etmezlerse ya da aynen taksim şartları sağlanamamışsa, Satış Yöntemiyle Ortaklığın Giderilmesi yöntemine gidilir. Bu yöntemde mahkeme satış yetkisine sahip değildir. Taşınmaz mal, İcra İflas Kanunu’na uygun bir şekilde icra dairesi ya da satış memurları tarafından üç ay içerisinde açık artırma yöntemi ile satışa çıkarılır.  Bu malın üzerinde araziyi tamamlayan (tarım arazilerinde ağaçlar ya da bina gibi) parçalar varsa bunların satışının da talep olarak belirtilmesi gerekir. Bu muhdesatın (tamamlayıcı parçalar) kime ait olduğu da ortaklar arasındaki bir anlaşma ile belirlenir ve muhdesatın değeri satış sonunda mudesat sahibi şahsa ödenir. Eğer bu konuda bir anlaşmazlık varsa, muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açılarak, bu parçaların mülkiyet hakkının kimlerde olduğu belirlenebilir. Ortakların kararına göre açık artırma sadece ortaklar arasında olabilir ama bir ortak bile bu anlaşmayı kabul etmezse açık artırma herkese açık olur. Açık artırma başlamadan önce bilirkişi malın değerini tespit eder. Açık artırma belirlenen değerin yarısı ile başlar ve teklif edilen en yüksek fiyata satılır. Para, ortaklar arasında pay oranı ve muhdesatın durumuna göre paylaştırılır. Paydaşlardan biri bu malı kullanma hakkına sahipse satış sürecinde bu bedel pay sahibine ödenir.

İZALE-İ ŞUYU DAVASININ GERÇEKLEŞTİRİLEMEYECEĞİ YA DA BEKLETİLECEĞİ DURUMLAR

Türk Medeni Kanunu madde 698’de İzale-i Şuyu davasının açılamayacağı durumlar belirtilmiştir. Kat mülkiyeti kanununda belirtilmiş olan ortak kullanıma tahsis edilmiş yerler için bu dava açılamaz.  Aile konutu şerhi bulunması gibi malın belirli bir amaç için sürekli olarak tahsis edilmesi durumlarında da dava açılamaz. Paydaşlığa devam edilir. Davanın açılabilmesi için tapuda şerhin kaldırılmış olması gerekir. En fazla on yıllık olmak suretiyle, ortaklar arasında yapılmış İdame-i Şuyu sözleşmesi de dava açılmasını engeller. Bu anlaşma herhangi bir ortağın anlaşma süresince ortaklığı bozamayacağı anlamına gelir. Son olarak da eğer piyasa söz konusu malın değerinde bir zarar yaratıyorsa, mal o dönemde satışa çıkarılamaz, bu nedenle dava da açılamaz.

Bunların dışında mahkeme süresini uzatacak bazı meseleler de vardır. Yukarıda bahsetmiş olduğumuz muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının açılması durumu mahkeme sürecini uzatır. Çünkü satışın bu karar sonucunda gerçekleştirilmesi  ve payların da yine sonuca göre dağıtılması gerekir. Mülkiyet sahiplerinin söz konusu mala ilişkin başka davaları da varsa, bu davalar da bekletici sebep sayılabilir.

İZALE-İ ŞUYU DAVA DİLEKÇESİ

Dava ile ilgili belirli bir dilekçe yazılamaz. Dilekçe dava durumuna göre özel olarak hazırlanmalıdır.

Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]

Miras Sebebiyle İstihkak Davası

miras sebebiyle istihkak davası

Miras bırakan öldükten sonra, şahsın taşınır, taşınmaz tüm malları, tüm haklarıyla yasal veya atanmış mirasçılara devrolur. Bu Türk Medeni Kanunu’nun 599. Maddesinde belirtilmiştir. Kanunda yer alan istisnai durumlar haricinde mirası bırakanın tüm haklarını (ayni haklar, mülkiyet hakları,  mal varlıklarının kullanım yetkileri gibi) kendiliğinden kazanırlar.

Türk Medeni Kanunu’nun 637, 638 ve 639. maddelerinde miras sebebiyle istihkak davasının şartları belirlenmiştir.  Dava miras yoluyla yasal ya da atanmış mirasçılara kalmış olan taşınır ve taşınmaz tüm malların kullanım haklarını üçüncül kişilerden almak için açılır. Bunlar gayrimenkul, ziynet eşyaları, alacaklar gibi tüm mallar olabilir.  Miras bırakan, miras kalan malın kullanımını yaşamında bu şahıslara vermiş olabileceği gibi ölümü nedeniyle de kullanım hakkı üçüncü kişilere geçebilir. Miras bırakanın ölümünden sonra ise bu mallar ve miras bırakana ait tüm haklar mirasçılara geçer. Miras durumu gerçekleşmesine rağmen, üçüncü şahıs kullanım hakkını haksız bir şekilde elinde bulundurmaya devam ediyorsa, bu hakkın devredilmesi için mirasçılar bu davayı açabilirler.  Türk Medeni Kanunu’nun 637/3. Maddesinde belirtildiği gibi davada yetkili mahkeme mirası bırakanın son yerleşim yerindeki Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Davanın açılabilmesi için ilk olarak davacının mirasçı olduğunu kanıtlaması gerekir. Davacı, davayı açtığında tek tek tüm malları belirtmek zorunda değildir. Mirasın tamamına dâhil olan hakları bu davada geri isteyebilir.

Devamını Oku

Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]
  • HİZMET VERDİĞİMİZ YERLER
  • Ataşehir
  • Beykoz
  • Çekmeköy
  • Kadıköy
  • Kartal
  • Maltepe
  • Pendik
  • Sancaktepe
  • Suntanbeyli
  • Tuzla
  • Ümraniye
  • Üsküdar
  • Arnavutköy
  • Bakırköy
  • Başakşehir
  • Bayrampaşa
  • Beşiktaş
  • Beylikdüzü
  • Beyoğlu
  • Büyükçekmece
  • Esenler
  • Esenyurt
  • Eyüpsultan
  • Güngören
  • Kağıthane
  • Sarıyer
  • Suntangazi
  • Zeytinburnu
  • Şişli
  • Mecidiyeköy
  • Bahçelievler
  • Fatih
  • Eminönü
  • Anadolu Yakası
  • Avrupa Yakası
  • Gebze