Akıl Hastalığı Sebebiyle Boşanma ve Evliliğin İptali Davası

Akıl hastalığı sebebiyle boşanma ve evliliğin iptali

Bir evliliğin resmi olarak gerçekleştirilebilmesi için evlenecek tarafların her ikisinin de akli dengesinin yerinde olduğunun sağlık raporu vasıtasıyla belgelendirilmesi gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 133. maddesinde taraflardan birinin akıl hastalığına sahip olması durumuna bunun evlenme engeli sayıldığı belirtilmiştir.  Evlilik öncesinde eşin akıl sağlığı varsa ve buna rağmen evlilik gerçekleştirilebilmişse, hastalığın evlilik öncesinde mevcut olduğu kanıtlandığı takdirde evlilik iptal edilir. 

Akıl sağlığındaki bozulmalardan kaynaklanan boşanma davalarının şartları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda belirtilmiştir. Bunlardan biri akıl hastalığının evlilik gerçekleştikten sonra ortaya çıkmış olmasıdır. Bu nokta önemlidir çünkü belirttiğimiz gibi hastalığı evlilik öncesinde de bulunduğunun kanıtlandığı durumlarda boşanma davası açılmadan evliliğin iptali gerçekleştirilir. Ayrıca her türlü akıl hastalığı da boşanma sebebi olarak sayılmaz. Kanunda boşanma sebebi olarak sayılabilecek hastalıklar; kişinin çevresini tanıyamaması ve daha asabi hale geldiği Alzheimer, bireylerin gerçek hayatı algılamasını güçleştiren şizofreni, ani ve uçlarda duygu değişimlerine neden olan bipolar bozukluk ve kişiyi yersiz kuruntulara ve şüpheye düşüren paranoya olarak sayılabilir. Davanın açılabilmesi için bu hastalıkların en az üç yıldır devam ediyor olma zorunluluğu vardır ve hastalığın iyileştirilemeyecek durumda olduğunun raporlu bir şekilde kanıtlanması gerekmektedir. Aynı zamanda ortak hayatın akıl hastalığı bulunmayan eş için yaşanması çok zor olması gerekir.

Akıl hastalığı sebebiyle boşanma ve evliliğin iptali 

Boşanma davasını akıl hastalığı bulunmayan eş, diğer eşe açabilir. Akıl hastalığı olan eşin dava açma yetkisi yoktur. Türk Medeni Kanunu’nda görevli mahkeme eşlerden birinin son altı ay içinde ikamet ettiği yerde bulunan Aile Mahkemesi olarak belirlenmiştir. Davanın açılması için belirli bir zaman yoktur, her zaman açılabilir. Dava açılmadan önce, hâkim doğrudan fiil ehliyetinin olup olmadığını tespit eder. Eğer akıl hastalığına sahip olan eş fiil ehliyetine sahip değilse, savunma için Sulh Mahkemesi’nden bir vasi atanması talep edilir. Bu durumda eğer yasal vasi akıl hastalığı bulunmayan eş ise hâkim doğru bir savunma için yeni bir vasi atanmasını talep edebilir. Bu durum dava sürecinin uzamasına neden olur. Vesayet makamı eğer vasi atamasını reddederse, boşanma davası da reddolur. Davalı tarafın da savunma yapabilecek durumda olmasıyla dava gerçekleştirilebilir. Davanın açılabilmesi için tarafların evli olduklarına dair resmi belgeler mahkemeye teslim edilir. Yazılan dava dilekçesine ek olarak davalının boşanmaya sebep olan akıl hastalıklarından herhangi birine en az üç yıldır sahip olduğunu ve hastalığın iyileşmesinin söz konusu olmadığını kanıtlayan bir resmi sağlık kurulu raporu bulunması gerekmektedir. Davacının aynı zamanda ortak yaşamın da bu nedenle zor bir hale geldiğini kanıtlaması gerekir. Davacı somut bir delil sunabilir. Somut bir delil bulunmaması durumunda, mahkemeye çağırılan şahitlerin dinlenilmesi de çekilmezliği kanıtlar. Dava süresince, davalının davranışlarına bağlı olarak hâkim gerekli gördüğü durumlarda, davacının ve varsa çocukların bakım ve korumasını sağlayacak önlemler alabilir.  Eğer tüm bu şartlar kanıtlandıysa hakim boşanma ya da ayrılığa karar verebilir. Ayrılığa karar verilmesi durumunda boşanma gerçekleşmez ve tarafların tekrar birleşme olasılıkları bulunur.

Boşanma kararının kesinleştiği davalarda, çocuğun velayeti genellikle akıl hastalığı bulunmayan eşe verilir. Bunun için akıl hastalığı olan eşin çocuğa bakamayacağına dair bir raporun bulunması gerekir. Mahkeme çocuğun menfaatine ve çocuğun isteğine göre detaylı bir değerlendirme yaparak kesin kararı verir. Boşanma davasında akıl hastası olan eşten tazminat talep edilemez. Akıl hastası olan eşin ekonomik durumunu göz önüne alarak nafaka durumu değerlendirilebilir. Akıl hastası olan eşin maddi durumunun iyi olduğu durumlarda; eğer velayet diğer eşte ise, çocuğu için iştirak nafakası ödemesi ve eğer eş yoksulluk nafakası alacak şartları sağlıyorsa bu nafakanın ödenmesi talep edilebilir. Eğer eşin maddi durumu iyi değilse yoksulluk nafakası istenemez. Mal ayrılığının nasıl yapılacağı ise davacı ve vasi arasında açılan başka bir dava ile çözülebilir.

Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir