Limited Şirketi Nasıl Kurulur?

Limited Şirketi Nasıl Kurulur

Limited şirketi, Ticaret siciline kaydı ile tüzel kişilik kazanmış, ticari unvana sahip şirketlerdir.  Bir şirketin tüzel kişilik kazanmış olmasıyla herhangi bir şahısa bağlı olmaksızın kendi üzerinden dava açabileceği aynı zamanda sözleşme yapabileceği ve vergi borcu gibi borçlardan kendisini sorumlu tutabileceği anlamına gelir. Türk Ticaret Kanunu’nun 6120 sayılı kanun, 6. Kısımda açıklandığı gibi tek ortaklı ya da 574. maddede belirtildiği gibi en fazla 50 ortaklı olabilir. Fakat genellikle 3 ya da 4 ortaklı limited şirketler yaygındır. Limited şirketin tek ortaklı olarak kurulabilme özelliği genellikle şahıs şirketleriyle karıştırılabilmektedir; buna karşın bu şirketler şahıs değil sermaye şirketi olarak kurulmuşlardır. Limited şirkette bulunan ortaklar gerçek ya da tüzel kişiliğe sahip olabilirler. Ortakların sorumlulukları sınırlı olmakla birlikte; bu sorumluluk şirketteki sermaye kadardır. Satılması yasak ya da kanuna uygun olmayan ürün ve hizmetler, ayrıca sigorta ve bankacılık sektörleri dışında herhangi bir ya da birden fazla iş alanında hizmet verebilirler.  Bu tür işletmeler genellikle orta ölçekli işletmelerdir. Sermaye miktarları bellidir ve bu miktar sermaye paylarının toplamıdır. Emek sermaye olarak kabul edilmez. Türk Ticaret Kanunu madde 576/1’ de sermaye miktarı belirtilmiştir. Limited şirketler kurulurken en az 10000 TL esas sermaye ile kurulur ve her bir ortağın sermayeye katkı miktarı en az 25 TL olmalıdır. Sermaye toplamı ise 25’in katı olarak belirlenmelidir. Bu şirketlerde pay hakkı halka arz edilmez. Limited şirketinin kurulum masrafları arasında; sermaye, noter masrafları, Vergi Dairesi masrafları, Rekabet Kurulu masrafları, Ticaret Odası kayıt ücreti ve bazı harç ücretleri sayılabilir. Fakat bu masrafların tutarları müdür sayısı, merkez adres, sermaye ve ortak sayısına göre değişiklik göstermektedir.

Limited şirketi kurmanın avantajları kişisel sermayenin veya varlıkların korunmasının dışında; prestij, vergi, yönetim ve çoklu ortaklık olarak sayılabilir. Birçok müşteri ya da tedarikçi, diğer şirketlerdense limited şirketlerine güven duyarlar. Aynı zamanda limited şirketler, şahıs şirketlerinden farklı olarak sabit vergi oranına tabi tutulurlar. Bu oran %20 olarak belirtilmiştir. İşletmenin kontrolü herhangi bir üçüncü şahıs yöneticide değil, kurucu ortaklardadır. Çoklu ortaklıklar sayesinde de şirket daha avantajlı bir konuma getirilebilir.

Limited şirketler; iki adet zorunlu organ; genel kurul ve yöneticiler ve zorunlu olmayan denetçilerden oluşur. Genel kurul; şirketin karar alma sürecindeki organdır. Şirket ortakları olağan dışı bir gelişme olmadığı sürece, üç ayda bir olmak üzere toplanır ve şirketin mali durumunu değerlendirirler. Bu toplantılarda, sözleşme işlemleri, müdür atama gibi konular görüşülür. Yöneticiler; limited şirketinde genel kurulun atadığı ve sınırsız yetkiye sahip müdürlerdir. Müdürün sorumluluklarını yerine getirmediği durumlarda, genel kurul tarafından görevden alınabilir. Denetçiler ise yine şirketin genel kurulu tarafından seçilen, bağımsız ya da özel olarak şirket denetimlerini gerçekleştiren kuruluş olarak tanımlanabilir. Yirmi ortaktan daha az sayıda ortağa sahip limited şirketlerin denetçi bulundurma zorunlulukları yoktur.

Limited Şirketi Nasıl Kurulur

Kuruluş Aşamaları

Türk Ticaret Kanunu’nun 6102 sayılı maddesinde limited şirketinin tanımı ve kuruluşu açıklanmıştır.

Kuruluş aşamasında ilk olarak bazı gerekli bilgi ve belgelerin toplanması gerekir. Bunlar; ortakların kimlik fotokopisi, ikişer nüsha olmak üzere ortakların ikametgâh belgesi, üçer adet vesikalık fotoğraf, şirket merkez adresi, işyeri kira sözleşmesi, kurulacak şirketin unvanı, şirket sermaye tutarı (en az 10000 TL), sermaye payları, şirket müdürüne ait bilgilerdir.  Şirket adresi, şirketin merkezi olarak kullanılan adrestir. Kendi mülkünüz, kiralık bir iş yeri ya da sanal ofisler adres olarak gösterilebilir. Adresin şirket tarafından kullanılıp kullanılmadığı, ya da gerçek olup olmadığı yoklama memurları tarafından kontrol edilmektedir.  Kurulacak şirketin unvanı, başka şirketler tarafından kullanılmayan ve şirketin faaliyet konusu belirtildikten sonra herhangi bir ismin koyulabileceği unvanlardır. Unvanın sonunda limited şirketi olduğunu gösteren ibare bulunmak zorundadır.

İkinci aşama olarak şirketin ana sözleşmesinin hazırlanması gerekmektedir. Ana sözleşmede; şirketin ticaret unvanı ve merkez adresi, ayrıntılı olarak belirtilmiş şekilde işletmenin konusu, esas sermaye tutarı, esas sermaye payları sayısı ve bunların değerleri, imtiyazlar, esas sermaye payı grupları, müdürlerin adları, soyadları, unvanları, vatandaşlıkları ve şirket tarafından yapılacak ilanların şekli olmak zorundadır. Bu sözleşme kurucuların imzalarını taşımak zorundadır. 

Üçüncü aşamada; şirket ana sözleşmesi kullanılarak Mersis sisteminden geçici bir vergi numarası alınır. Bu numara şirketin kuruluşu onaylandığı takdirde, şirkete ait olur. Bu aşamada şirket için banka hesabı açılmasına ya da sermaye ödenmesine gerek yoktur. Sermaye, şirket kuruluşundan sonraki iki yıl içerisinde şirketin hesabına yatırılabilir. Limited şirketi, ticari hesap açabilir. Tüzel kişilik olarak ticari hesap açmak için gereken belgeler; sermaye, imza sirküleri, vergi levhası aslı ya da elektronik görüntüsü, noter tasdikli vekâletname ve Ticaret Sicil Gazetesi’dir. Rekabet Kurumu’na sermayenin on binde dördü yatırılmalı, imzalı ve kaşeli olarak banka dekontu alınmalıdır.

Limited Şirketinin başvurusunda ana sözleşme, Mersis sisteminde onaylandıktan sonra tamamlanan belgeler ile ortak olmayan müdürlerin görevleri kabul ettiklerine dair belge, müdürler arasında tüzel kişilikler var ise bu tüzel kişiliği temsil eden şahsın adı, soyadı, uyruğu, kimlik numarası ve tüzel kişiliğin temsilciyi belirlediği noter tasdikli karar, ortakların fotoğraflarının bulunduğu oda kayıt beyannamesi, şirket kuruluş vekâleti, kurulan şirketin kurucular ya da başka kişilerle kuruluşa dair sözleşmesi olması durumunda sözleşme metinleri, sermaye olarak konulan taşınmaz mal ya da devralınacak işletmelerin bilirkişi raporları, bu mallar üzerinde ipotek gibi kısıtlamaların olmadığına dair tapudan alınacak belgeler, Mersis ekran çıktısı, üç adet şirket kuruluş başvuru formu, kurucu ortaklar bilgi formu, Rekabet Kurumu payı dekontu ile Ticaret Odası’na gidilir. Bu belgeler Ticaret Sicili ’ne iletilir. Yine bu aşamada çıkan harç ücretlerinin ödenmesi gerekir. Sicil tasdiknamesi, tescil yazısı ve faaliyet belgesi, başvuru onaylandıktan sonra alınmalıdır. 2018 yılında yapılan değişiklikler ile yasal defterler (yevmiye defteri, defteri kebir, envanter, pay defteri, müdürler kurulu karar defteri, genel kurul toplantı ve müzakere defteri) de bu aşamada Ticaret Odası’nda tasdik edilip, verilir. Ticaret Sicili’nden sonra şirket resmi olarak kurulur.  Şirket müdürü noterde imza sirküleri hazırlayıp, şirket adına yapacağı işlemlerde bu imza sirkülerini kullanır.

Bir sonraki aşamada, vergi dairesi işlemleri başlatılır. Şirket açılış bildirimi, imza sirküleri, şirket ortaklarının ikametgâhları, kira kontratı, e-tebligat başvuru formu, internet vergi dairesi şifre başvuru formu, ortakların noter tasdikli kimlik örnekleri, şirket tescil yazısı ve sicil tasdiknamesi aslı ile birlikte vergi dairesine gidilip, başvuru yapılır. Daha sonra vergi dairesi görevlileri yoklama ve tescil için iş yeri kontrolünü gerçekleştirirler. BAĞ-KUR işlemleri, şirketin kuruluş tarihinden itibaren kendiliğinden başlamaktadır. Bu aşamanın ardından şirket bir sanayi kuruluşu ise Sanayi Odası’na kaydolmak zorundadır. Başvuru işlemleri, şirket ortaklarının ikametleri, ortakların nüfus cüzdanı suretleri, ana sözleşme, imza sirküleri, Ticaret Sicil Gazetesi, Ticaret Odası başvuru formu ile yapılır.

Son aşama ise belediye işlemlerinin yapıldığı kısımdır. Bu aşamadan sonra ticari faaliyetler başlayabilir. İş yeri açma ve izin ruhsatı çıkarılır. Çevre temizlik vergisi ödenir. Kira kontratı, vergi levhası, Ticaret Odası kaydı ve Ticaret Sicili Gazetesi belediyeye teslim edilir.

Mirastan Feragat Nasıl Olur?

Mirastan feragat nasıl olur

Mirastan feragat mirasçının ileride olası doğacak olan hakkından vazgeçtiğini belirten sözleşmedir. Mirastan feragat sözleşmesi Türk Medeni Kanun’unun 528. Maddesinde düzenlenmiştir. Başka bir deyişle mirastan feragat mirastan ve mirasçılık sıfatından yoksun olduğunu belirtmek amacıyla yapılan bir sözleşme çeşididir. Feragat sözleşmesinin konusu miras haklarına ilişkin miras hakkı ve mirasçı sıfatı ancak miras bırakanın ölümü ile doğar. Mirastan vazgeçme Türkiye bünyesinde özellikle ikinci evliliklerde miras bırakan tarafından önceki evliliklerinden doğan çocukların haklarını koruması amacı ile eşleri ile arasında maddi meseleleri mirastan feragat sözleşmesine konu eder. Türk Medeni Kanun’un 528.Maddesinde mirastan feragat; “Mirastan vazgeçme” kanun koyucu; “Miras bırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat eden mirasçılık sıfatını kaybeder.” şeklinde ifade edilir. Miras sözleşmesinin geçerli olabilmesi için resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Mirastan feragat söz konusu olduğunda karşılıklı olarak söz ile beyan kabul edilmemektedir. Bunu sözleşme şeklinde belirtmesi gerekir. Geçerli sözleşme için mirasçı ile miras bırakan arasında yazılı veya resmi kurumda yapılacak bir sözleşmenin varlığı olması gerekir. Geçerlilik şartlarını da taşıyacak olan bu sözleşmede, karşılıklı (ivazlı) mirastan feragat ve karşılıksız (ivazsız) mirastan feragat olmak üzere ikiye ayrılır.

Karşılıksız (İvazsız) Mirastan Feragat

Karşılıksız mirastan feragat adından anlaşıldığı üzere feragat eden herhangi bir karşılık veya ivaz elde etmez. Onun feragatini sağlayan taraf hiçbir şekilde ivaz borcuna girmez. Örnek verecek olursak bir taşınır malın mülkiyetini devretmek yükümlülüğü altına girmez. Mirasçı hayattayken herhangi bir şekilde karşılık almadan yasal hakkını kullanarak mirastan vazgeçip karşı tarafa ivaz borcu olmadan ve öldükten sonra da herhangi bir hakkın talep edemediği durumdur. Miras bırakan öldüğünde feragat eden hariç diğer kişiler arasında paylaştırılır.

Karşılıklı (İvazlı) Mirastan Feragat

Karşılıklı mirastan feragat karşılıklı bir şekilde feragat sözleşmesi ile oluşur. Ve feragat eden karşılığında bir mal varlığı değeri alır. Bir taşınmazın feragatinin bedelini kendisine ödenmesi gibi kişilerarası bir edim karşılığında mirastan feragat etmiş olur. İvazlı mirastan feragat sözleşmesi yapıldıktan sonra mirastan feragat eden kişi mirasçıya bedel ödeme sorumluluğu doğar. Saklı paydan düşük olması durumunda ise feragat eden mirasçı daha sonradan hiçbir şekilde hak talep edemez. Karşılığı alınarak mirastan feragat durumunda altsoyu da bu mirastan feragat edilir. Bunun aksi durumunda ise sözleşmede belirtilmelidir.

mirastan feragat nasıl olur

Mirastan Feragat Sözleşmesi

Mirastan feragat sözleşmesi miras bırakan ile onun mirasçıları arasında yapılır. Saklı paya sahip olmayan mirasçıyı mirastan feragat edebilmek için sözleşmeye gerek kalmadan miras bırakan bunu tek başına yapabilmektedir. Mirastan feragat sözleşmesi onun saklı payları arasında yapılmaktadır. Saklı paylı kişiler ise; anne, baba, eş, altsoy şeklinde Türk Medeni Kanunu’nda belirtilmiştir. Mirastan feragat sözleşmesi için birtakım şartlar bulunmaktadır. Sözleşmenin tarafları ergin, ayırt etme gücüne sahip olup, kısıtlı olmamalıdır. Bunların yanında resmi bir vasiyetname şeklinde olmalıdır. Noter huzurunda yapılabilecek olan bu sözleşmede iki tarafında bulunması gerekir. Noterde hiçbir şekilde vekil veya temsilci kabul edilmez. Sözleşme bünyesinde feragat hakkı kişiye sıkı surette bağlıdır. Bu yüzden bir başkası ile sözleşme yapmaya hak tanınmaz.

Mirastan feragat sözleşmesi yapıldıktan sonra miras feragat sözleşmesinden caymak isterse bu hakka sahiptir. Hem miras bırakan tarafından hem de mirasçı tarafından bu mümkündür. Miras sözleşmesinde sözleşmeye uygun bir şekilde edimlerin yerine getirilmemesi ve güvenceye bağlanmaması durumunda borçlar hukuku kurallarınca sözleşmeden vazgeçebilir. Bu kural ivazlı mirastan feragatte uygulanacak bir fesihtir. Türk Medeni Kanunu 547. Sayılı kanunda feragat sözleşmesinden dönülebileceği açıklanmıştır. Dönme durumunda miras bırakılana yapılacak bir dönme beyanı gerekir. Feragat eden, tenkis talebi ile karşılaşma durumunda ise ivazı geri vermek yerine tamamen geri vererek mirasçı olma hakkına da sahiptir. Taraflar anlaşarak mirastan feragat dönmesi ya da bu iradi sonlandırma yapabilirler. Sonlandırma her iki tarafta hayattayken yapılabilir. 

Akıl Hastalığı Sebebiyle Boşanma ve Evliliğin İptali Davası

Akıl hastalığı sebebiyle boşanma ve evliliğin iptali

Bir evliliğin resmi olarak gerçekleştirilebilmesi için evlenecek tarafların her ikisinin de akli dengesinin yerinde olduğunun sağlık raporu vasıtasıyla belgelendirilmesi gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 133. maddesinde taraflardan birinin akıl hastalığına sahip olması durumuna bunun evlenme engeli sayıldığı belirtilmiştir.  Evlilik öncesinde eşin akıl sağlığı varsa ve buna rağmen evlilik gerçekleştirilebilmişse, hastalığın evlilik öncesinde mevcut olduğu kanıtlandığı takdirde evlilik iptal edilir. 

Akıl sağlığındaki bozulmalardan kaynaklanan boşanma davalarının şartları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda belirtilmiştir. Bunlardan biri akıl hastalığının evlilik gerçekleştikten sonra ortaya çıkmış olmasıdır. Bu nokta önemlidir çünkü belirttiğimiz gibi hastalığı evlilik öncesinde de bulunduğunun kanıtlandığı durumlarda boşanma davası açılmadan evliliğin iptali gerçekleştirilir. Ayrıca her türlü akıl hastalığı da boşanma sebebi olarak sayılmaz. Kanunda boşanma sebebi olarak sayılabilecek hastalıklar; kişinin çevresini tanıyamaması ve daha asabi hale geldiği Alzheimer, bireylerin gerçek hayatı algılamasını güçleştiren şizofreni, ani ve uçlarda duygu değişimlerine neden olan bipolar bozukluk ve kişiyi yersiz kuruntulara ve şüpheye düşüren paranoya olarak sayılabilir. Davanın açılabilmesi için bu hastalıkların en az üç yıldır devam ediyor olma zorunluluğu vardır ve hastalığın iyileştirilemeyecek durumda olduğunun raporlu bir şekilde kanıtlanması gerekmektedir. Aynı zamanda ortak hayatın akıl hastalığı bulunmayan eş için yaşanması çok zor olması gerekir.

Akıl hastalığı sebebiyle boşanma ve evliliğin iptali 

Boşanma davasını akıl hastalığı bulunmayan eş, diğer eşe açabilir. Akıl hastalığı olan eşin dava açma yetkisi yoktur. Türk Medeni Kanunu’nda görevli mahkeme eşlerden birinin son altı ay içinde ikamet ettiği yerde bulunan Aile Mahkemesi olarak belirlenmiştir. Davanın açılması için belirli bir zaman yoktur, her zaman açılabilir. Dava açılmadan önce, hâkim doğrudan fiil ehliyetinin olup olmadığını tespit eder. Eğer akıl hastalığına sahip olan eş fiil ehliyetine sahip değilse, savunma için Sulh Mahkemesi’nden bir vasi atanması talep edilir. Bu durumda eğer yasal vasi akıl hastalığı bulunmayan eş ise hâkim doğru bir savunma için yeni bir vasi atanmasını talep edebilir. Bu durum dava sürecinin uzamasına neden olur. Vesayet makamı eğer vasi atamasını reddederse, boşanma davası da reddolur. Davalı tarafın da savunma yapabilecek durumda olmasıyla dava gerçekleştirilebilir. Davanın açılabilmesi için tarafların evli olduklarına dair resmi belgeler mahkemeye teslim edilir. Yazılan dava dilekçesine ek olarak davalının boşanmaya sebep olan akıl hastalıklarından herhangi birine en az üç yıldır sahip olduğunu ve hastalığın iyileşmesinin söz konusu olmadığını kanıtlayan bir resmi sağlık kurulu raporu bulunması gerekmektedir. Davacının aynı zamanda ortak yaşamın da bu nedenle zor bir hale geldiğini kanıtlaması gerekir. Davacı somut bir delil sunabilir. Somut bir delil bulunmaması durumunda, mahkemeye çağırılan şahitlerin dinlenilmesi de çekilmezliği kanıtlar. Dava süresince, davalının davranışlarına bağlı olarak hâkim gerekli gördüğü durumlarda, davacının ve varsa çocukların bakım ve korumasını sağlayacak önlemler alabilir.  Eğer tüm bu şartlar kanıtlandıysa hakim boşanma ya da ayrılığa karar verebilir. Ayrılığa karar verilmesi durumunda boşanma gerçekleşmez ve tarafların tekrar birleşme olasılıkları bulunur.

Boşanma kararının kesinleştiği davalarda, çocuğun velayeti genellikle akıl hastalığı bulunmayan eşe verilir. Bunun için akıl hastalığı olan eşin çocuğa bakamayacağına dair bir raporun bulunması gerekir. Mahkeme çocuğun menfaatine ve çocuğun isteğine göre detaylı bir değerlendirme yaparak kesin kararı verir. Boşanma davasında akıl hastası olan eşten tazminat talep edilemez. Akıl hastası olan eşin ekonomik durumunu göz önüne alarak nafaka durumu değerlendirilebilir. Akıl hastası olan eşin maddi durumunun iyi olduğu durumlarda; eğer velayet diğer eşte ise, çocuğu için iştirak nafakası ödemesi ve eğer eş yoksulluk nafakası alacak şartları sağlıyorsa bu nafakanın ödenmesi talep edilebilir. Eğer eşin maddi durumu iyi değilse yoksulluk nafakası istenemez. Mal ayrılığının nasıl yapılacağı ise davacı ve vasi arasında açılan başka bir dava ile çözülebilir.

Mirasçılık Belgesi Veraset İlamı İptali Davası

mirasçılık veraset ilamı

Veraset ilamı, mirası bırakan kişinin ölümünden sonra kimlerin onun mirasçısı olduğunu ve bu mirasçıların mirastaki paylarını belirten belgedir. Bu belgede yasal mirasçılar ve atanmış mirasçılar bulunur. Belgenin alınabilmesi için yasal mirasçıların sadece kimlikleriyle notere ya da Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gitmesi yeterlidir. Atanmış mirasçılar, mirasa bir ay içerisinde itiraz etmediği sürece veraset ilamını alabilirler. Atanmış mirasçıların veraset ilamı alabilmeleri için mirasçı olduklarını kanıtlayacak delilleri de bu yetkili kurumlara götürmeleri gerekir. Bu mirasçılık belgeleri aksi ispat edilene kadar geçerliliğini korurlar. Her mirasçı istediği yerdeki noter ya da Sulh Hukuk Mahkemesi’nde ve istediği zaman bu belgeyi alabilir.

Veraset  İlamının İptali

mirasçılık veraset ilamı

Mirasçıların farklı yerlerden alabildikleri veraset ilamlarının aynı olması gerekmektedir fakat bazı durumlarda farklı kurumlardan alınan belgelerde mirasçı sayısında ve mirasın pay durumuna farklılıklar olabilmektedir. Başka bir durum da bir mirasçının mirası reddetmesi ya da gizli mirasçıların ortaya çıkması olabilir. Böyle durumlarda veraset ilamında yanlışlık olduğunu düşünen taraf dava açarak, yanlışlığın düzeltilmesini yeni bir belge düzenlenmesini talep edebilir. Davacı taraf veraset ilamında ismi yazılmamış bir mirasçı ya da pay durumu yanlış yazılarak mağdur edilmiş bir mirasçı olabilir. Bu dava bir mirasçı tarafından açılmazsa, Türk Medeni Kanunu 598. Maddede belirtildiği gibi hazine bu davayı açma yetkisine sahiptir. Davalılar, veraset ilamında ismi yazılı tüm mirasçılardır. Bunun nedeni de davanın sonucundan tüm mirasçıların etkilenecek olmasıdır. Yine aynı maddede bu belgenin geçersizliğinin her zaman öne sürülebileceği ve bu davanın her zaman açılabileceği de belirtilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 11’de davanın görüleceği mahkemenin mirası bırakanın son ikamet yeri ya da mirasçılardan herhangi birinin ikamet yerine bağlı Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu belirtilmiştir. Bu davanın Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülmesi, veraset ilamının iptali davasının çekişmeli yargı çerçevesinde gerçekleşen bir dava olmasından kaynaklanmaktadır. 

Davacının davayı açmak için ilk olarak kendisinin mirası bırakan kişinin ölü olduğunu ve kendisinin de mirasçı olduğunu ve veraset ilamında yanlışlık olduğunu kanıtlaması gerekir. Davanın açılması durumunda tüm taraflar mahkemeye çağırılarak dinlenir. Mirasçıları ve mirasçıların paylarının doğru bir şekilde tespit etmek hakimin görevidir. Dava süresince oluşacak masraflar da davacı tarafından karşılanmaktadır. Davanın sonucuna göre veraset ilamı iptal edilip, yeni bir veraset ilamı hazırlanır. 

İzale-i Şuyu Ortaklığın Giderilmesi Davası

izale-i şuyu ortaklığın giderilmesi davası

Bir mal varlığının kullanımı ve tasarrufu kişi ya da kişilere verilebilir.  Kişilere bu yetkiyi veren mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkı tek kişide olabileceği gibi birden fazla kişide de olabilir. Bu kişiler paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyeti gibi farklı şekillerde mal varlığı üzerinde hak sahibi olabilirler. Paylı mülkiyet; mal varlığının her şahsa (paydaş) belirli oranlarda pay verilmesidir. Elbirliği mülkiyetinde ise şahıslar (ortak) malın tamamı üzerinde hak iddia edebilirler fakat devir işlemi yapma hakları yoktur.

Paylı mülkiyette ya da elbirliği mülkiyetinde kişiler, mevcut bulundukları ortaklığın/paydaşlığın bitirilmesini ve tek kişi mülkiyetine geçilmesini talep edebilirler. Türk Medeni Kanunu madde 698’de paylı mülkiyete sahip kişilerin, paydaşlığa devam etme zorunlulukları olmadığı sürece, bu talepte bulunabilecekleri ve madde 701’de de elbirliği mülkiyetine sahip kişilerin de paylaşımı isteyebilme hakkına sahip oldukları belirtilmiştir. Paydaşlar, ortak bir karara vardıkları takdirde, ortaklığı giderebilirler fakat ortak bir karara varılamaması durumunda paydaşlardan biri dava açabilir. Bu talep doğrultusunda açılmış davalar da İzale-i Şuyu yani Ortaklığın Giderilmesi olarak adlandırılır. Bu dava mülkiyet hakkına sahip bir kişi tarafından, diğer paydaşlara karşı açılır. İzale-i Şuyu, iki taraflı bir davadır yani davacı ve davalı için de dava sonucu aynıdır. Davacı, dava esnasında talebini geri çekse bile davalılardan birinin talebiyle dava süreci devam eder. Davanın sonlandırılması için tüm pay sahiplerinin ortak kararı gerekir. Her iki taraf da bu davada çıkan masrafları beraber öder. Dava için en önemli husus; mirasçı olması durumunda, onlar da dâhil tüm paydaşların davaya katılması gerekliliğidir.

Ortaklığın Giderilmesi Davasının Açılması

Ortaklardan herhangi biri mevcut ortaklığın bozulması için, mal varlığının bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi’nde davayı bir dilekçe ile açabilir. Davalıların bu dilekçeye karşı bir cevap dilekçesi yazma hakları vardır. Davacı şahıs, davanın başlangıç aşamasında tüm giderleri ödese bile, dava bitiminde ortaklar kendi paylarına düşen ödemeyi yaparlar. Ortaklar arasında bir anlaşma bulunmaması durumunda davadan sorumlu hakim davayı iki farklı şekilde çözebilir. Bunlardan ilki Aynen Taksim Suretiyle İzale-i Şuyu yöntemidir.  Malın Aynen Bölünmesi olarak da adlandırılabilir. Ortaklardan sadece birinin bu yöntemi talep etmesi yeterlidir. Bu işlem kısaca taşınmazın nakde dönüştürülmeden, fiziki olarak paylaştırılmasıdır. Medeni Kanun madde 699/2’de hakimin bu yöntemde aynen taksiminin yapılabilmesi için gerekli tüm şartları değerlendirmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu şartlar malın niteliği, imar durumu, yüzölçümü, ortak sayısı gibi şartlardır. Tüm şartlar sağlanıyorsa payların bölümü sırasında değer eksiklikleri olması durumunda, bu nakit olarak ödeme yapılarak dengelenir. Hakim bu tür bir paylaşma yapılabileceğine kanaat getirdiyse, bilirkişi bir taksim projesi hazırlar ve burada ayrılan parçalar ortaklara anlaşma ya da kura yöntemiyle dağıtılır. Söz edilen mal üzerinde kat mülkiyeti sağlanabiliyorsa taksim projesi buna göre çizilir ve dağıtım buna göre yapılır. Eğer yapıda eksiklikler varsa ortaklar bunu dava sürecinde tamamlayabilir. Tamamlanma sonunda kat mülkiyeti  şartlarında bir eksiklik olmaması durumunda malın paylaşımı yapılır. Tüm koşullar sağlanmasına karşı eğer ortaklar paylaşımı kabul etmezlerse ya da aynen taksim şartları sağlanamamışsa, Satış Yöntemiyle Ortaklığın Giderilmesi yöntemine gidilir. Bu yöntemde mahkeme satış yetkisine sahip değildir. Taşınmaz mal, İcra İflas Kanunu’na uygun bir şekilde icra dairesi ya da satış memurları tarafından üç ay içerisinde açık artırma yöntemi ile satışa çıkarılır.  Bu malın üzerinde araziyi tamamlayan (tarım arazilerinde ağaçlar ya da bina gibi) parçalar varsa bunların satışının da talep olarak belirtilmesi gerekir. Bu muhdesatın (tamamlayıcı parçalar) kime ait olduğu da ortaklar arasındaki bir anlaşma ile belirlenir ve muhdesatın değeri satış sonunda mudesat sahibi şahsa ödenir. Eğer bu konuda bir anlaşmazlık varsa, muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açılarak, bu parçaların mülkiyet hakkının kimlerde olduğu belirlenebilir. Ortakların kararına göre açık artırma sadece ortaklar arasında olabilir ama bir ortak bile bu anlaşmayı kabul etmezse açık artırma herkese açık olur. Açık artırma başlamadan önce bilirkişi malın değerini tespit eder. Açık artırma belirlenen değerin yarısı ile başlar ve teklif edilen en yüksek fiyata satılır. Para, ortaklar arasında pay oranı ve muhdesatın durumuna göre paylaştırılır. Paydaşlardan biri bu malı kullanma hakkına sahipse satış sürecinde bu bedel pay sahibine ödenir.

İZALE-İ ŞUYU DAVASININ GERÇEKLEŞTİRİLEMEYECEĞİ YA DA BEKLETİLECEĞİ DURUMLAR

Türk Medeni Kanunu madde 698’de İzale-i Şuyu davasının açılamayacağı durumlar belirtilmiştir. Kat mülkiyeti kanununda belirtilmiş olan ortak kullanıma tahsis edilmiş yerler için bu dava açılamaz.  Aile konutu şerhi bulunması gibi malın belirli bir amaç için sürekli olarak tahsis edilmesi durumlarında da dava açılamaz. Paydaşlığa devam edilir. Davanın açılabilmesi için tapuda şerhin kaldırılmış olması gerekir. En fazla on yıllık olmak suretiyle, ortaklar arasında yapılmış İdame-i Şuyu sözleşmesi de dava açılmasını engeller. Bu anlaşma herhangi bir ortağın anlaşma süresince ortaklığı bozamayacağı anlamına gelir. Son olarak da eğer piyasa söz konusu malın değerinde bir zarar yaratıyorsa, mal o dönemde satışa çıkarılamaz, bu nedenle dava da açılamaz.

Bunların dışında mahkeme süresini uzatacak bazı meseleler de vardır. Yukarıda bahsetmiş olduğumuz muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının açılması durumu mahkeme sürecini uzatır. Çünkü satışın bu karar sonucunda gerçekleştirilmesi  ve payların da yine sonuca göre dağıtılması gerekir. Mülkiyet sahiplerinin söz konusu mala ilişkin başka davaları da varsa, bu davalar da bekletici sebep sayılabilir.

İZALE-İ ŞUYU DAVA DİLEKÇESİ

Dava ile ilgili belirli bir dilekçe yazılamaz. Dilekçe dava durumuna göre özel olarak hazırlanmalıdır.

Miras Sebebiyle İstihkak Davası

miras sebebiyle istihkak davası

Miras bırakan öldükten sonra, şahsın taşınır, taşınmaz tüm malları, tüm haklarıyla yasal veya atanmış mirasçılara devrolur. Bu Türk Medeni Kanunu’nun 599. Maddesinde belirtilmiştir. Kanunda yer alan istisnai durumlar haricinde mirası bırakanın tüm haklarını (ayni haklar, mülkiyet hakları,  mal varlıklarının kullanım yetkileri gibi) kendiliğinden kazanırlar.

Türk Medeni Kanunu’nun 637, 638 ve 639. maddelerinde miras sebebiyle istihkak davasının şartları belirlenmiştir.  Dava miras yoluyla yasal ya da atanmış mirasçılara kalmış olan taşınır ve taşınmaz tüm malların kullanım haklarını üçüncül kişilerden almak için açılır. Bunlar gayrimenkul, ziynet eşyaları, alacaklar gibi tüm mallar olabilir.  Miras bırakan, miras kalan malın kullanımını yaşamında bu şahıslara vermiş olabileceği gibi ölümü nedeniyle de kullanım hakkı üçüncü kişilere geçebilir. Miras bırakanın ölümünden sonra ise bu mallar ve miras bırakana ait tüm haklar mirasçılara geçer. Miras durumu gerçekleşmesine rağmen, üçüncü şahıs kullanım hakkını haksız bir şekilde elinde bulundurmaya devam ediyorsa, bu hakkın devredilmesi için mirasçılar bu davayı açabilirler.  Türk Medeni Kanunu’nun 637/3. Maddesinde belirtildiği gibi davada yetkili mahkeme mirası bırakanın son yerleşim yerindeki Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Davanın açılabilmesi için ilk olarak davacının mirasçı olduğunu kanıtlaması gerekir. Davacı, davayı açtığında tek tek tüm malları belirtmek zorunda değildir. Mirasın tamamına dâhil olan hakları bu davada geri isteyebilir.

Devamını Oku

Ecrimisil Davası Nasıl Açılır?

ecrimisil davası nasıl açılır

Ecrimisil bir malın veya taşınmazın onu kullanmaya ve onun üzerinde haksız olarak kullanıp asıl hak sahibine ödemesi gereken haksız işgal tazminatıdır. Haksız kullanımdan doğan zararların ve elde etmeyi ihmal ettiği ürünlerin karşılığını ödemek zorunda kaldığı tazminattır. Haksız yere bir malı kullanan kişiler için haksız işgal tazminatı şeklinde de belirtilir. Hukukta ecrimisil olarak geriye dönük hesaplanan tazminatların işgalden önce durumu elde edilebilecek gelirle hesaplanır.

Kısaca hak sahibinin malını izin almadan kötü niyetli ve haksız bir şekilde kullanan kişilerden talep edilen tazminatlardır. İyi niyetli olmamak ve izni dışında kullanmak bu tazminat davalarında temel unsurdur. Ecrimisil davaları Gayrimenkul hukuku içerisinde değerlendirilir ve TMK’da 995.Maddede  şu şekilde düzenlenmiştir ;“İyi niyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.”

Ecrimisil Şartları Nelerdir ?

Ecrimisil davasında öncelikli şartlar Türk Medeni kanununca belirlenmiştir. Aşağıda sizler için ecrimisil şartlarıbilgileri yer almaktadır ;

-İzinsiz kullanım, taşınmazın sahibinin izini olmaksızın kullanıyor olmasıdır. İnşaat ve benzeri uygulamalar da izinsiz kullanıma tabiidir. Kısaca malikin veya maliklerin izni olmadan taşınmaz malın kullanıma tabii tutulması durumunda ecrimisil davası açılır.
-Taşınmazlarda kira sözleşmesinin süresi bittiği halde kiracının taşınmazda kullanımını sürdürmesi ecrimisil şartları arasındadır.
-Ecrimisil davalarında mal sahibinin haksız işgali eylemi olması gerekmektedir. Mal sahibi zararının durumunda da geçerlidir.
-İşgalcinin kötü niyeti ecrimisil şartları arasında sayılmaktadır. Kötü niyet; durumdan haberdar olduğu halde eylemi halen sürdürmektir.
– Ecrimisil davaları ile geriye dönük zararların en fazla 5 yıllık bölümünden faydalanabilir.
Ecrimisil davası açmak için işgalciye ecrimisil ihtarnamesi  gönderilmesi gerekmektedir. Karşı tarafın bu durumda haberdar edilmesi için yapılan ihtarnameye işgalci itiraz edebilir. 30 gün süre ile itiraz edebilir, bu süre geçtikten sonra aleyhine sonuçlar doğurur. İhtarname sonrası Mal sahibi Asliye Hukuk Mahkemesine başvurabilir. Yetkili mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olması nedeniyle sonraki süreçlerde bu mahkemelerde işgalci ile arasındaki problemi çözebilir.

Ecrimisil Dava Süreci

Ecrimisil davası nasıl açılır? sorusuna yukarıdaki başlığımızda ve şartları taşınıldığında başvuru yapılabilir. Dava sürecinde deliller toplanır, mahkeme yoğunluğu, duruşma sayısı ve duruşma aralıkları gibi değişkenler nedeniyle dava süreciyle ilgili zaman konusunda bir net süre vermek mümkün değildir. Dava açabilmek için yukarıdaki şartları taşıyan malikin Asliye Hukuk Mahkemesine dava dilekçesi ile başvuru yapması gerekmektedir. Haksız fiiller durumunda zamanaşımı süresi 10 yıldır. Ancak normal durumlarda 5 yıldan fazla beklememesi gerekir. Bu süre zarfından sonra ecrimisil davası zamanaşımı süresini tamamlamış olur. Dava açıldıktan sonra tazminat bedeli hesaplanır. Tazminat bedelinde geriye dönük olarak hesaplama yapılır. Malın kira bedeli tazminat bedeli hesaplanırken deliller niteliğinde paylaşılır. Tazminat için malın geriye dönük 5 yıl içerisindeki kira bedelleri hesaplanır. Daha uzun süre belirlendiğinde ise aynı şekilde tazminat 5 yıllık olarak kalır. İşgalci malı işgal etmeye devam etmesi durumunda ise dava açıldıktan sonra hakkın iadesi için yeniden yetkili mahkemeye başvuruda bulunması gerekir. Ecrimisil davalarında değer belirlenirken şu etmenler dikkate alınır; bedelin yüzölçümü, niteliği, verimi, altyapı yararlanması, merkeze yakınlık, rayiç değerinin tespiti, işgalciden önce kullanılmasında elde edilecek olan tahmini gelir. Bunların hepsi hesaplandıktan sonra taşınmazın bedeli hesaplanır. Ecrimisil tazminatında davalı itiraz eder ise davacı yani taşınmazın sahibi veya sahipleri haksız işgalin ispatı gerektirir.  İşgalin kanıtlanması süresinde işgalin ne kadarını da kapladığını göstermelidir. Kapladığı işgalin yanında işgal süresini de belirtmesi gerekir. Malın işgal değeri hesaplamak yanında bir de bilirkişi tespiti olması gerekir. Takip gerektiren ve daha sonra karar verilcek olan ecrimisil üzerinden harç ödenir. Ecrimisil miktarına göre harç masrafları da artış gösterir. Bazen bu davalarda oldukça masraf gerektirir. Dava taraf sayısının fazla olması vesaire bu tarz etmenler sayesinde masraflar artar. Tüm bu işlemlerde dava  sürecinden peşinen bir gider avansı alınır. Dava açılırken belirlenemeyen ecrimisil bedellerinde dava sonrası  bedel tespit edileceğinden mahkemece bu harç miktarı taraflara iletilecektir.

Mal Ayrılığı Sözleşmesi Nasıl Yapılır?

mal ayrılığı sözleşmesi

Mal Ayrılığı Sözleşmesi, halk arasında Evlilik sözleşmesi olarak bilinen sözleşmedir.  Fakat bu iki terim aslında birbirlerinden farklıdır. Mal ayrılığı, Evlilik Sözleşmesi yapılırken seçilebilecek bir türdür. Evliliğin ölüm ya da boşanma nedenleriyle bitmesi durumunda, mal varlıkları üzerinde oluşacak uyuşmazlıkları önlemek ve eşlerin devlete yönelik borçlarından karşı tarafın borçlarından sorumlu tutulmamaları için yapılmaktadır. Sözleşme, ya yeni bir mal rejimi sözleşmesinin yapılması ya da eşlerden birinin ölümü nedeniyle sonlandırılabilmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 4721 sayılı maddesine göre dört ayrı evlilik sözleşmesi türü vardır. Bunları tek tek inceleyecek olursak ilk olarak en çok tercih edilen mal ayrılığı rejimi ile başlayabiliriz. Bu rejimde taraflar sözleşmede şahıslarına ait tüm varlıkları korumak istediklerini ve eşleri ile paylaşmak istemediklerini belirtirler. Yasal sınırlar dâhilinde onları yönetme hakkına sahiptirler. Devamını Oku

Verasette İntifa Hakkı

Verasette İntifa Hakkı

Veraset; bir kimsenin ölümünden sonra malvarlığının kanuni mirasçılarına ne şekilde intikal ettirileceğini içeren ilişkidir. Bunun belgelendirilmesine de veraset belgesi denir. Veraset için mirasın el değiştirmesi de denilebilir. Verasette intifa hakkı, başkasına ait bir mal, bir gayrimenkul üzerinde belirli bir kişiye tam yararlanma hakkı sunan bir irtifak hakkıdır. İntifa hakkı, bir taşınmaz malda ömür boyu fayda sağlamayı sağlayan bir haktır. İntifa hakkı, taşınırlar, taşınmazlar veya başka haklar üzerinde kurulabilir. Ayrıca intifa hakkı, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinde tanımlanan mal kapsamına girmekte olup aksine bir hüküm olmadığı sürece mülkiyet kanunları uygulanır, bir kişiden diğer bir kişiye intikali durumunda da vergiye tabi tutulması gerekli görülmüştür.

Verasette intifa hakkı da Medeni Kanun ile düzenlenmiştir. Kanuna göre 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 795’inci maddesinde, “İntifa hakkı, taşınırlarda zilyetliğin devri, alacaklarda alacağın devri, taşınmazlarda tapu kütüğüne tescil ile kurulur.’ hükmü yer almaktadır.

 İntifa hakkının kurulması ile gayrimenkulün değerinde bir değişim olmaz. İntifa hakkı verilmesi ile gayrimenkulün sahibi malın öz değerini kendisine ait tutmakla birlikte, bundan arlanmama hakkını belirli bir kişiye kanuni olarak vermektedir. Verasette intifa hakkı olan bir kişi o maldan ömür boyu dilediği gibi yararlanma hakkına sahiptir ve bunun yanında o maldan başkalarını da yararlandırabilir.  Verasette intifa hakkı tapu siciline de işlenen bir haktır. Dolayısıyla gayrimenkul satılsa dahi intifa hakkı kaybolmaz ve gayrimenkulün yeni sahibine karşı da bu hak ileri sürülebilir. İntifa hakkı ancak veraset sahibi kişinin sözleşmeyle sınır koymasıyla sınırlara tabi olabilir.  İntifa hakkı kişilerin yanında şirket, dernek vb. tüzel kişilere de verilebilen bir haktır.  

Verasette intifa hakkı üç şekildedir;

-kanuni olarak: kanunda öngörülmüş olan intifa haklarıdır. Kanuni olarak intifa hakkı henüz tapuya tescil edilmemiş dahi olsa durumu bilenlere karşı ileri sürülebilen bir haktır. Örneğin; kocanın karısının malları üzerindeki intifa hakkı,  miras hukukunda sağ kalan eşin intifa hakkı ve ana-babanın velayetleri altındaki çocuğun malları üstündeki velayet hakkı bu tür intifa haklarındandır.

-sözleşme ile: bir taşınmazın intifa hakkı resmi senet düzenlenerek tapuya tescil ettirilmesi ile mümkün olmaktadır. 

-mahkeme kararı ile verilmektedir.

 

Veraset İntifa Hakkı Nasıl Kurulur?

İntifa hakkının her halde tapu siciline işlenmesi gereklidir. Bunun için belirli belgelerle tapu müdürlüğüne başvurulması gerekir. Bu belgeler şu şekildedir:
-Tarafların fotoğraflı kimlik ve pasaportları,

-bir mahkeme kararı varsa kesinleşmiş mahkeme kararı,

-belediyeden alınan rayiç değer belgesi,

-Taşınmaz malın tapusu,

-taraflara ait birer fotoğraf,

-bina niteliği taşıyan gayrimenkullerde zorunlu deprem sigortası. 

Belediyeden alınan değer belgesine göre her iki taraf da belli oranlarda tapu harcı ödeyerek işlem tamamlanır.

 

Verasete İntifa Hakkı Sahibinin Sorumlulukları Nelerdir?

İntifa hakkı kişiye yalnızca kullanma ve yararlanma imkânı verir. İntifa hakkı sahibi taşınmaz malı kiraya verebilir. Ancak intifa hakkı sahibi taşınmaz malı satamaz veya ipotek ettiremez. Ancak mal sahibi öldüğünde intifa hakkı sahibin mirasçılarına bu hak geçmez. Kuru mülkiyete dönüşür ve mal sahibinin mirasçılarına kalır. İntifa hakkı olan kişi bu malı devretme hakkına sahip değildir. İntifa hakkına sahip olan kişi taşınmazın özüne zarar verici işlemler yapamaz ancak taşınmazın bakımı ve onarımından sorumludur. Aynı zamanda ödenmesi gereken ergi ve harçlarda da intifa hakkı sahibi sorumludur. Bununla birlikte olağanüstü masraflardan ise mal sahibi yükümlüdür. 

 

Eğer taşınmaz malın korunması için birtakım onarma gibi faaliyetler gerekiyorsa intifa hakkı sahibi bunu mal sahibine bildirerek izin almak zorundadır. Mal sahibi de bu durumda izin vermek zorundadır. 

İntifa hakkı sahibi malı kullanırken bir yönetici gibi özenle davranmalıdır. Malın normal kullanımı içerisinde olan aşınma ve eskimelerden intifa hakkı sahibi sorumludur ve malı bulduğu haliyle mal sahibine teslim etmelidir. Ayrıca intifa hakkı sahibi, hakkı dışındaki sınırlarda elde ettiği ürünlerin bedelini de ödemekle yükümlüdür. Bunlara karşılık yaşanabilecek her türlü uyuşmazlıkta ise hem mal sahibinin(malikin) hem de intifa hakkı sahibinin tazminat davası açma süresi malı teslim aldıktan sonraki 1 yıldır.

 

İntifa Hakkı Nasıl Sona Erer?

Verasette intifa hakkının sona ermesi konusuna göre çeşitlilik göstermektedir. Gerçek kişiler için ölüm halinde intifa hakkı sona erer. Tüzel kişilerde ise intifa hakkı 100 yılı aşmamak kaydıyla bir süreye bağlanır.  Bununla birlikte intifa hakkını bitiren genel nedenler şu şekildedir;

-mahkeme kararı olması,

-taşınmaz malın kamulaştırılması kararı,

-taşınmaz malın tamamen yok olması,

-taşınmaz malın cebr-i icra yoluyla satılması durumu,

-yasal şartların ortadan kalkması,

-ölüm veya kişiliğin ortadan kalkma hali,

-intifa hakkının feragati,

-intifa hakkı belirli bir süreye bağlanmışsa sürenin dolması gibi hallerde intifa hakkı son erer.

Verasette intifa hakkı çokça ayrıntı barındıran ve mevzuata hakim olunmasını gerektiren hukuk dallarından biridir. İntifa hakkı konusunda birçok uyuşmazlık ve birçok Yargıtay içtihadı da mevcuttur. Bu konuda hukuki mağduriyetler ve kayıplar yaşamamak adına mutlaka alanında uzman bir avukatla çalışmanız tavsiye olunur.

 

Yabancıların Mülk Edinmesi ve Oturma İzni, Vatandaşlık Alma

Oturma izni alma Türk vatandaşlığı alma

Türkiye sahip olduğu eşsiz doğal güzellikleriyle birçok turistin gezme amacı dışında konakladığı ve yaşamayı tercih ettiği bir ülkedir. Bu neden de birçok turist yatırım veya kullanmak amaçlı Türkiye’de gayrimenkul sahibi olmak istemektedir. Kanuni kaidelere uymak kaydıyla yabancılar da ülkemizden mülk edinebilir, oturma izni ve vatandaşlık alabilir. Türkiye’de yabancı uyruklu vatandaşların ev satın alması, 2644 sayılı Tapu Kanunu’na dayanmakla birlikte kanunda yapılan değişiklikle yabancı uyruklu kişilerin ülkemizden taşınmaz sahibi olmasında ‘karşılıklılık’ şartı kaldırılmıştır.  2012’de yapılan bu değişiklik sonrasında yabancıların ülkemizdeki gayrimenkul taleplerinde de belirgin bir artış gözlenmiştir. 

Ülkemizde yabancı uyruklu vatandaşların gayrimenkul alımı kolaylaştırılmakla birlikte birtakım sınırlandırmalara da getirilerek ülke vatandaşlarımızın hakları koruma altına alınmıştır. Bu sınırlandırmalar şu şekildedir;

Devamını Oku